twitter
    "Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir." Mevlana.

Bir kedimiz oldu, adı Ada oldu

Evde, yalnız bırakmıştım, suyunu, yemeğini hazırlayıp. Onun için koskoca ve gizemli bir dünya olan salonun her bir köşesini keşfetmekle meşguldü sabah ben işe giderken. Parkeden halıya adım adarken bile tereddüt ediyor, yemek masasının ayaklarına tırmanmaya çalışıyor, kıpır kıpır yerinde duramıyordu. Dünkü bitkin, yaşamın kıyısındaki halinden eser kalmamıştı.

Bir aylıktı henüz, annesinden ayrı düşmüş, sokaklarda Çiğdem’in bir arkadaşının ayaklarına atlamıştı. Kıyamayıp alıp getirmişti kediyi iş yerlerine. Çiğdem’de doktora götürmüş, pirelerine veda etmesini sağlamış, yemini, kumunu satın alıp, tüm gün ilgilendikten sonra; benim kucağıma bırakıvermişti kedi yavrusunu akşam olduğunda. Bacaklarımın üzerinde uyumuştu, o kadar küçüktü ki, elime almaya bile çekiniyordum, sanki her an incinebilirdi.

“Kediler negatif enerjiyi alır. Kedisi olanlar kansere daha az yakalanırmış.” diye anlatıyordu Çiğdem. Bense isim düşünüyor, kendimin bir kediye bakamayacağından emin, kimlere verebileceğimizi listelemeye çalışıyordum. Çiğdem’in annesi istememişti; yeğeni ve köpeklerine bakıyordu; hepsinin üzerine bir de kedi eklenmesi çileden çıkarmıştı. Kediyi de mümkünatı yok sokağa salamazdık, miniminnacık ve öylesine tatlıydı ki. Bacakları beyaz, gövdesinin ana rengi siyahtı, sarı röfle de atılmıştı, parlak, uzun tüylerine. Böyle çizgi çizgi, her renge sahip bir kedi görmemiştim hayatımda.

“Ben evde hiç olamıyorum ki. Haftaya komple İzmir’deyim mesela. Yarın akşam, sonrası ve sonrasında da akşam programlarım var. Nasıl bakabilirim ki ona?Beni unutur hem görmemekten.”
“Yok canım, unutmaz. Haftaya ben bakarım. Hadi, çok hoşuna gidecek hem.”
“İyi de ya beslemeyi unutursam.”
“Unutmazsın, o kendini sana hatırlatır.”
“O senin de kedin. Birlikte bakarız.Adı ne olsun?”
“Leyla olsun mu? Leyla’dan geçme faslındayız, Mevla’nın yollarında gibi.”
“ Güzelmiş Leyla. Onu cepte tutalım. Salem nasıl? Hani cadı kedisi ismi.”
“Ama sigara markası aynı zamanda. İda mı desek? Kaz Dağları’ndaki gibi.”
“İdea... İdeaların dünyası... Aaa buldum, Ada olsun.”
“Ada, tamam Ada olsun. Çok güzel bir isim.”
“Çok haraketli bir kedi olacak gör bak.”

Ada oldu ismi... Samuel Butler’a yazarlık yeteneğimi kanıtlarcasına. Demiş ki Butler “ Bir yazarın edebi gücünün bir mezar taşı yazısı yazabimesiyle ölçülebileceğini söylüyorlar. Ben derim ki:Bir kedi yavrusuna isim verebiliyor mu?”

Kedimize isim bulmuştuk, bulmasına da bu haraketli iş temposunda nasıl bakabileceğim konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Ben işteyim, o evde tek başına, tüm gün başına bir iş gelmiş midir bilmiyorum. Sabah Çiğdem kedi bakımıyla ilgili bir site adresini gönderdi bana. Sitede forumda, 5, 10 günlük kedilere bakabilmek için 2 saatte bir uyanıp, özel mamalar hazırlayıp, kendi konforlarını göz ardı edip, bu hayvanları beslemeye çalışanların yazışmalarını okudum. Ne duyarlı insanlar vardı... Çiğdem Hz. Muhammed’in yeleğinin üzerinde uyuyan bir kediyi uyandırmamak için tek yeleğini kestiğini anlatmıştı. Bu ne kadar büyük bir incelikti. Düşündükçe hayran oluyor, kendimi taş gibi buluyordum. Öyle sokakta gördüğü her hayvana bakmak isteyen, üşüdüler mi, hasta oldular mı içi titreyen bir insan olmamıştım hiç. Gönül kırmayan, sesini yükseltmeyen, olgun ve anlayışlı da değildim. Kalbimse kırılmaya görsün, sıkı pençe atardım herhalde. Bir an kedileri kadınlara benzettim.

Bu yazının ne derinliği, ne mesajı, ne özel bir felsefesi, ne de edebi bir yanı vardı. Ada’ya itafen yazılmış, sıcak bir “hoşgeldin” yazısıydı...

3 yorum:

Başak Pirtini dedi ki...

Merhaba, blogunuzu petekkitamura grubunda gordum ve girdim. Yazilar, arastirmalar oldukca insan kendini ifade etmek istiyor sizi cok iyi anliyorum. Benim de kedilerim ve bir kopegim var. Eger kediniz halen sizinle dogal yontemlerle hayvan bakimi konusunda bir blog hazirladim. www.bashico.com sevgiler, Basak

Adsız dedi ki...

nekadar ökuz sünüz

Adsız dedi ki...

kkkkkkkkkkkkkk