Sözümü tuttum, pazar günü yazmadım. Kimselerle de buluşmadım, bir ara dışarı çıkıp, yürüdüm sadece. Balkon kapılarıyla, pencerelerin açık olmasına ve sonbahara rağmen sıcak olan evde takıldım tek başıma. Ne yaptın diye soran olsa, verecek cevabım yok. Ara ara internete girdim, ama gün boyunca ne bir kitap okumuşluğum var, ne de bir filmi izlemişliğim. Uzun uzun telefonda da konuşmadım. Öylece geçti saatler.Şimdi gece yarısı oldu, hayal günü sona erdi. Pazartesinin ilk dakikalarında, Zülfü Livaneli'nin "böyledir bizim sevdamız" ı dinliyorum, parmaklarım istem dışı, klavyede gidip, gelmeye başladı bile. Oysa aklımda hiç bir konu yoktu yazmayı düşündüğüm.
Bu yazma sevdası nereden? Anlatacak çok şeyi olan insanlardan da değilim. Öyle uzun uzun konuşanları çok değişik bulurum kendimden. Bazen iş görüşmelerinde karşılaşıyorum, hiç sıkılmadan, görev tanımını, şirketi, ortamı uzun uzun anlatıyorlar. Bana sordukları soruları kısa kısa cevaplıyorum oysa ki ben. İş hayatında geçirdiğim 11, 12 yılı anlattırıyorlar bana; herhalde benim kadar özetleyebilen olmuyordur. Bir kaç dakikada anlatabilirim 12 yılı ya da yazıya dökmem istenirse, belki tek bir kelime yeter bana. Gönül isterdi ki, o tek kelime "yaşadım" olsun. Ama benim hayatımı daha iyi tanımlayacak başka bir söz var . "Denedim".
En sevdiğim filmlerden birinin ismi bile "yaşamın kıyısında". Şaşmamak gerek değil mi bu durumda, hayatının ortalarına gelmişken bile "yaşam ne ola, nerede buluna" diye sorgulamama. Oysa hayatın çok zalim olduğunu, insanı hiç beklemediğini duymuşuzdur. Ne kaçırılan fırsatları tekrar tekrar serer insanın önüne, ne de hızını şahsi kaprislere göre ayarlar. Yakaladın hayatı, ya da kaçırdın treni; sana başka şans tanınmaz.
Deneyenlere de madalya var elbet. Sakin bir pazar günü geçirebiliyorsun, barış içinde, huzurlu, karışan, üzerinde baskı kurmaya çalışanlar olmadan. Rutini kırıp, bir parça dinlenmene izin var. Sonrası bilinmezler denizi...
Ya güvenli, sığ sularda takılır; denemeye devam edersin. Şu ana kadar hep baskı altında tuttuğun, bıraktığın anda başına ne dertler açabileceğini hafiften sezsen de, aklının hayalinin alamayacağı noktalara götürmesinden korktuğun kendini dizginlemeyi sürdürürsün. Zararsız bir insan olursun, hani "iyi" dediklerinden.
Ya kendine ettiğin zulüm?
Tüm kilitleri açıp, yaşamaya izin vermek var öte yanda. Risk almak. Yaşamak, içinde en ufak bir tortu bırakmadan. Gülmek gülebildiğin kadar ve ağlamak yeri geldiğinde yazgına yanmadan.
Geçirdiğin 50 yılı anlatman istendiğinde, artık sözlere sığdırmaya gerek duymadan, cevap vermemek. Gülümsemek ve yaşamaya devam etmek.
Tutan da yok, engelleyen de. Bir ben varım.


9 yorum:
Çok güzel bi haftasonu geçirmişsiniz. Böyleside lazım insana... Ben 28 yıllık hayatımın en ilginç haftasonlarından birini yaşadım. Çok keyif aldım. Kısaca bahsediyim. Çünkü bahsederken bile keyif alıyorum. İnternet ortamında yirmiden fazla slaytım maillerde dolaşıyor. Özellikle bazıları aşırı ilgi gördü. Yani son bir buçuk yılda sırf tebrik etmek ve tanışmak için bine yakın insan msnimi ekledi. Bir sürü mail aldım olumlu yönde. İçlerinden birçoğuyla bayağı dost olduk. Ve o bazıları dediklerimin küçük bir kısmının bende özel bir yeri var. Bir tanesine ise aşık olup olmadığımı sorguluyorum. Sonuçta arkadaş arama sitesinde bulmadık birbirimizi ama yinede internette oluşan dostluklarla ilgili bir önyargı var bendede herkeste olduğu kadar. Velhasıl o kişi uzun bir süreçten sonra beni bulunduğu şehre davet etti. Güzel vakitler geçirdik. Yemek yedik, kahve içtik. Geç saatlere kadar gezdik, konuştuk. vs... Sonra o evine ben ise ilk kez geldiğim o şehirde bi otel odasında aldığım soluğu. Ertesi günde beraberdik yani pazar günü... Ve İstanbulda yani benim şehrimde yine görüşmek üzere ayrıldık. Çok sakin ve sıradan olan hayatımda böyle ufak şeyler bile bana olağanüstü geliyor. Birazda olağanüstü hissetmemin sebebi görüştüğüm bayanı beğenmem heralde... Bilmiyorum ama mutlu hissettiğimden eminim. Arzu hanım sizin bloğunuzdaki samimi ve dostane ortama inandığım için bu özel şeylerimi yazmakta bi sakınca görmedim. :)
:) çok sevindim sizin için. aşk belli olmaz ki, internette de çıkar insanın karşısına, tatil için gittiğin otelde de. en güzeli fazla sorgulamadan, doya doya bu güzelliğini yaşamak herhalde.bakıyorum ben de arada siteye.sevindim slaytların yayınlamasına.
Tebrikler, demek sözünü tuttun... Aslına bakarsan ben de sözümde durarım ama pek de prensiplerime sahip çıktığım söylenemez. Belki de bu nedenle pek de prensibim yoktur. Ama olmasını isterdim. Hani bazıları vardır ya, her pazar sabah yürüyüşü yapar veya aile yemeğine falan gidilir; onlara gıpta ile bakıyorum. Ben anlık yaşıyorum. Bu nedenle olsa gerek, anlık kazançlar adına daha sonra hoşuma gitmeyen durumlara düşüyorum. Bir de anlamadığım bir durum daha söz konusu... Aramda sadece iş ilişkisi olan ve yine sadece 2-3 kez görüştüğüm bir kadın nasıl oluyor da gecenin saat birinde arayıp benden kontör isteyebiliyor ? İnsanlar niye maddi yönden beni bu kadar suistimale açık gördüklerini anlayamıyorum. Not: Doğruyu söylemek gerekirse artık o an ne düşünüyorsam bu suistimal yerini buluyor.
:) insanlara nazik davranıyorsun. hayır demeyeceğini düşünerek isteyebilirler. burada 2 seçenek var. birisi çaresizlik. gerçekten çaresiz olabilirler, ya da yüzsüz.
doğru tespit edebilmek ve kendini kullandırmamak; ama ihtiyacı olanın da yanında olabilmek. bu ancak tecrübeyle mümkün. zamanla kazanırım belki ben de o hüneri.
:) teşekkür ederim yorumlarına...
Merhaba Mehmet, merhaba Arzu;
Benim de başımdan Mehmet'inkine benzer bir olay geçti. Belki de duymuşsunuzdur, Sosyomat diye bir sosyalleşme sitesi mevcut. Ben de uzun zaman önce üye olmuştum. Derken birgün kızın biri bana bir mesaj yolladı... "Siz Cihangir'de Bi Ev 'deki Doktor karakteri misiniz?" diye. Cevabı evetti. Neyse uzun süre internet üzerinden görüştük. Ben her geçen gün bağlandığımı hissettim ona. Derken birgün İstanbul'a geldi beni görmeye. Arkasından da tatile davet etti beni. Neyse uzatmayayım, birgün bana birinin ondan hoşlandığından bahsetti. Ben de gözümü karartıp, ondan çok hoşlandığımı söyledim. Bana beni çok sevdiğini ama bunun sadece arkadaş sevgisi olduğunu söyledi. Yıkıldım... İçimden herhalde bir daha kimseyi sevemeyeceğim dedim.
Sen mutlu olursun ihşallah Mehmet.
aşkımdan ölsem de, daha bile yoğun duygulara yakalanacağımı ve başka birinin olacağını çok çok iyi biliyorum.
benim internetten ilk tanıştığım kişi evli çıkmıştı (ama söylememişti evli olduğunu). dur, hemen atlama, önce bi tanı diye kendi kendime telkinler veriyordum, ama bir yandan da leyla leyla ortalıkta dolaşıyordum. sonra bir gün o sıralarda takıldığımız sohbet ortamından bir kadın telimi istedi ve çok önemli olduğunu söyledi. konuştuk telefonda, sevgili olduklarını ve adamın evli olduğunu anlattı uzun uzun. tanımadığım bir kadınla dertleştim, kesinlikle normal arkadaşız "hiç bir şey düşünmedim" şeklinde. (kadınınki tam bir taktikmiş, beni elimine etmek için, onu anladık sonra da. zaten evli birini düşünmezdim ben de.)
sonra karısı da farklı bir nickle benle bağlantıya geçmiş. adamın hayatındaki tüm kadınlarla tanışır buldum kendimi. bir kaç yıl aradı, sordu. bu arada evlilik baki kaldı, ama bir sürü sevgilisi de oldu.
mehmet, bunlar moralini bozmasın tabi. bence sizinkisi masum bir durum. güzel bir ilişki olmasını dilerim.
emin olmadığım tereddütte kaldığım bir şeyi yapmak konusunda cesaret verdi bana yazın. yaptım ve yaşadım demek için yapıcam bunu. kendim için. sağolasın :))
Evet iyi dilekleriniz için sağolun arkadaşlar. Benzer şeyler yaşamışız demekki. Sizinkilerin sonu kötü bitmiş benimkisi ise tam bir muamma. Şimdi herşey güzel gidiyor fakat ilerde neler olur bilinmez. Aşk işleri bana hep karışık ve zor işler olarak görünmüşür. Bir de internetten olunca hepten kafam çorba oldu :) Çok samaimi bir dostum aynı zamandada abim olur kendileri mırc da chatleştiği bayanla evlendi yıllar önce ve şimdi iki çocuğu var. Msn bile yoktu o zaman. Ama iyi örneklerde var netten kurulan sevgililiklerde. Arkadaşımda olduğu gibi.
:) inşallah güzel de gelişir beenmaya.
mehmet, olumsuz düşünme zaten. hayırlısı.
Yorum Gönder