Dünya Yoksullukla Mücadele Günü'ne 2 gün kala, yani bugün, Blog Haraket Günü ilan edildi. Konu: Yoksulluk.Yoksulluğun ne olduğunu okuduklarımdan, gördüklerimden, izlediğim filmlerden ya da oruçlu geçen bir kaç günden bilebilir miyim? Hele ki Bağdat Caddesi'ne yakın oturuyor; tanıdığım en fakirliğe yakın kişilerden olması beklenen kapıcı ve evimizin önünde çiçek satan çingene malın gözüyken; gördüğüm dilencilerin kendilerine üç katlı evler yaptırabildiklerini bilirken.
Bilebilir miyim, ilaç alacak parası olmadığı için çocuğunun ölümünü göz göre göre izleyen babanın dramını?
Bedenini satmak zorunda kalan kadının çaresizliğini?
Çöpleri karıştıran evsizin sefaletini?
Bilmiyorum. Yanından geçip giderken, çantamı sıkı sıkı tutuyorum. Kokup kokmadığını bilmeden, ya da çalıp çalmayacağını adımlarım hızlanıyor. Sınıfları ayıran görünmez duvarlar örülüveriyor.
Oysa bir yandan da yardım etmek istiyorum.Aklıma ara ara güzel fikirler geliyor. Kendim için yaptığım yemekler hep fazla gelir. Keşke her gün ihtiyacı olan bir kaç kişiyle paylaşabilsem. Hatta beni öldürmeyeceklerini bilsem, evimi açsam. Gelseler benimle birlikte yeseler ve gitseler. Ama cesaret edemedim daha.
Kışın yanımda fazladan atkı taşımak isterim. Sokakta çıplaklığa yakın bir çocuk görürsem, sarıvereyim boynunu. Hatta arabam varken, neden bagajda palto, kazak tutmuyorum böyle durumlarda vermek için diye de düşünmüştüm.
Çeşitli dernekleri gözlemledim, belki onlar ulaştırırlar yardımlarını gerçek ihtiyaç sahiplerine diye. Bilmem yönetimdekiler şahsi egolarından dolayı, sorumluluklarını gerçekten yerine getiremediklerinin ne derece bilincinde? Nelerin önün kestiklerinin? Oysa her girişim iyi niyetlerle başlıyor. Sonrasında neden bozuluyor? Aslında biliyoruz cevabı, nefs, ego, kötülüğün ağır basması.
Bir kısım zaten çok duyarsız, dünya batsa umrunda olmaz.Varsa yoksa kendi cebi. Öylesine cahil ki, herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğundan, yetim hakkından habersiz. Robot gibi yaşıyor.
Bir kesim güvensiz. "Veririm de, kime gidecek?" diye soruyor. Kendi, küçük, güvenli dünyasından dışarı adım atmaya korkuyor.
Zenginlerle fakirlerin dünyası birbirinden çok ayrı. Gerçi İstanbul'da yaşam inanılmaz. Birbirine paralel 2 sokak arasında medeniyetler, çağlar söz konusu. Gece kondular, en lüks konutların hemen dibinde bitiverse de; sanki boyutlar farklı , fakirlerin yüzleri hep saklı.
Sağa baksam zengin, sola baksam zengin.
Zenginler dünyasında 360 derece krizle sarılmış durumdayız. Herkes telaşlı. İşverenler de, büyük büyük şirketlerde çalışanlar da, evi, bankada bir kaç ömür yetecek kadar parası olanlar da. Auto Show'da tüm arabalar satılmış oysa. Kriz psikolojisiyle ne ekmek alamayan yoksullar düşünülüyor, ne dengesizlikler ne de çözüm yolları.
Sağa baksam fakir, sola baksam fakir.
Ne kadar kazanılırsa kazanılsın yetmiyor. Bir ev, bir araba, hadi bir de yazlık olsun. Çocukların tahsil paraları garantilensin, yazın da güzel bir tatil yapılsa. I pod'un da yeni modeli çıktı, almak lazım. İyi ki kredi kartları var.
Sağa baksam sefalet, sola baksam sefalet.
Türkiye'de yoksulluk oranı %25'miş. Şu sokaklarda dilenen ve insanların merhamet duygularını sömürenlerin geri planında açlık sınırında yaşayan bir sürü insan var ülkemizde. Ne yapıyor bu inanlar? Hasta olmamak için dua mı ediyorlar? Kışın havaların soğumaması için?
Afrika'daki oranı bilmiyorum. Ordakiler içecek su bulamıyorlar. Tecavüz de, insan öldürme de günlük hayatın birer parçası. Atalarının topraklarında sefalet hüküm sürerken, MTV'de bazı rapçilerin evlerini gösteriliyor da...Ne kadar paraya böyle yaşanır? Her ay bir araba alınır, malikanelerde ömür geçirilir? Benim aklım Paris Hilton'un servetinin büyüklüğünü de kavrayamıyor.
Bu kadar çok zengin olmak...Her gün binlerce çocuğun öldüğünü bilmek, 1 dolar yüzünden. Milyonlarca doları olmak.Sahip olur olmaz sıkılacağını bildiği çöpler satın almak, oyalanıp durmak. Oysa insan ömrü mü daha değerli, Gucci bir çanta mı? Ya da bir Ferrari mi?
Dernek başkanları, topladıkları yardım paralarını cebe indirebiliyor.
Yeni yatırımlar için, binlerce insanın işten çıkarılması emrini verebiliyor patronlar. Hayatları nasıl olacak, ödemek zorunda oldukları borçları var mı, bir daha iş bulabilecekler mi?
Henüz test aşamasındaki ilaçları Afrika'da deneyebiliyor büyük şirketler. Ya da yardım amacıyla gönderilen erzaktaki yiyeceklerin kullanım tarihleri geçmiş olabiliyor.
Saygı duyulmuyor fakirlere. Önlerinde eğilinmiyor. Her lafları dikkatle dinlenmiyor.
Köle edilmeye çalışılıyorlar.
Köle olarak görülüyorlar.
Ve köle oluyorlar.
Kötülük mü, duyarsızlık mı terazide daha ağır basar? Tüm yoksunluklara göz yummak, vergiden düşülecek bağışlarla hayır sever maskesi ile vicdanı rahatlatmak... Ramazanlar'da bir kaç kişiyi doyurmak, kurban kesip dağıtmak, piyangodan para çıktı mı bir kısmını bağışlamak üstesinden gelir mi yoksulluğun?
Hayır.
Köle olmadığını kabul etmeli insan en başta.
Bilmeli ki; kendisini görmemezlikten gelenler, fakirliğine yalandan acıyanlar; onlar insan değil.
Hiç bir mal, hiç bir insandan daha değerli olamaz.
Bu dünyada tek bir kişi açlıktan ölüyorsa, bu her birimizin sorumluluğudur.
Bu her birimizin günahıdır.
En akıllı beyinler Coca Cola satmak, Microsoft'u daha da zengin etmek için son derece yaratıcı projeler üretebiliyorlar; ama yoksulluk hakkında hala hiç bir şey yapılamıyorsa; bunda da vicdanımız sızlamalıdır.
Dinsizler Allah'a imansızlıkları için geçerli neden olarak yoksulları gösteriyorlar. "Allah, Allah olsa çocuklarının böyle yaşamasına izin vermezdi" diyorlar.
Müslümanlar 1 ay gündüzleri yemek yemedikleri, hıristiyanlar haç şeklinde bir kolye taktıkları, yahudiler sünnet oldukları, budistler kendileri de hırslı olmayıp mütevazi ancak pek te üretken olmayan bir yaşam sürdüklerinde ellerinden geleni yapmış mı olurlar? Oysa bütün dinler yardımı öğütlemez mi?
Eşitsizliği yaratan insanoğlu değil mi? Bizler değil miyiz? Ama en kolayı sorumluluğu Allah'a atmak ve vicdanı rahat tutmak değil mi? "O istediği için eşitsizlik var.O istemese yaprak düşmez."
Nasıl da incelikli yollardan biliyoruz kendimizi kandırmayı.
Öyle mi gerçekten? Hiçbir şey yapamaz mıyız, yoksullukla mücadele edemez miyiz? Dünyayı, herkesin eşit koşullarda yaşayabileceği bir cennet haline getiremez miyiz?
Bile bile, duyarsızca, yaşamımıza devam edebilir miyiz?
Hayır. Yapamayız.
Çok mu zor, dürüst kişiler bulup, yardım derneklerini onların gözetimine vermek?
Çok mu zor, yaşadığımız şehirlerde, gerçekten yardıma muhtaç kişileri bulup, onlarla yemeğimizi paylaşmak? Hazıra alıştırmak istemiyorsak, kendi kendilerine ayakta durmalarını sağlayacak eğitimlere, projelere gelirlerimizin bir kısmını aktarmak?
Çok mu zor yoksulların eğitilmeleri, meslek edindirilmeleri?
Çok mu zor şirketlerin saçma sapan motivasyon günlerine, kötü reklamlara milyonlarca dolar harcayacağına, işçilerini koruması.
Çok mu zor bir ülkenin sağlık hizmetlerini yoluna koyması, aş evleri kurması? Dürüst, akıllı, vicdan sahibi, görev adamları tarafından yönetilmesi?
Çok mu zor ülkelerin dünyanın bir kısmını çöplük olarak kullanacaklarına; el ele verip ekonomiyi düzeltmeleri?
Yoksa savaşmak daha mı kolay? Uyuşturucu ve silaha milyar dolarlar aktarmak? Çalmak?
Daha kolay değil mi? Evet kolay bir yaşam.
Atatürk'ün güzel bir sözü var: "Dünyanın yarısını her zaman ve dünyanın hepsini bir zaman aldatmak mümkündür; fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir."
Geriye belki de mezar taşları bile kalmazken; yaşamlarını insanların hizmetine adamış insanların isimleri hep hatırlanacak. Saygıyla ve sevgiyle...


5 yorum:
Çok mu zor.......
Çürümüş geminin su alan deliklerini kapamya çalışmakla gemiyi yüzdürmek çok zor.
Önerdiğiniz yardımlaşma modelleri insancıl duygularınızı ifade ediyor ama, bu önerileri gerçekleştirmek bile kapitalizmin uzatmaları oynamasından, ona ömür eklemekten başka işe yaramayacağını düşünüyorum.
Yoksulluğu bu kapsamda düşünmedikçe, hiçbir çabanın köklü olmayacağını düşünüyorum.
elbette ki, herkes uzmanlık alanına göre yaklaşmalı. yoksulluk iyi niyetlerle çözülebilecek bir şey değil. ekonomistler, sosyal hizmetciler, eğitimciler, psikologlar, hukuk uzmanları gibi, her açıdan ele alınıp, sistemler oluşturulmalı.
ancak günümüzde alan memnun, satan memnun, büyük bir çoğunluk duyarsızken neden yoksullukla mücadele başlatılsın ki?
bu noktada da bireyler çok önem taşıyor. bir kişi davranışlarıyla kaç kişiye yol gösterebilir, örnek olabilir? hazır ekonomi de tepetaklak olmuşken, aslında değişimi başlatmak için tam zamanı.
Arzu Hanım,
Yoksulluk siyasi ve ideolojik bir sonuçtur demek istiyorum. İlk ayaküstü yorumumda "topu taca atmak" gibi bir izlenim bıraktığımın farkındayım.
Yoksa, mevcut sistem içerisinde yangına seyirci kalmak da insanlık dışı bir durum!
Önerdiğiniz ve tespit ettiğiniz gerçeklere "herşeye rağmen" birşeyler yapılması gerektiğini, dediğiniz gibi, her insanın bir yerlerden tutması, bu yangına en az bir kovacık su dökmesi insanlık borcudur.
Benim tespitlerim de yeniden yapılanmanın, yeni birşeyler düşünmenin gerektiğini işaret ediyor.
Not:yazım hatasından dolayı üstteki silinti bana aittir, bilginize
Anlattıklarınız içimdekilere tercüman oldu adeta. İnsanın içine öyle bir çaresizlik duygusu işliyor ki...
Yorum Gönder