Queen'in solisti Fredy rüyama girdi. Hani harika sesi vardı, Aids'ten vefat etmişti. "Show must go on" la hayatıma yön vermişti. Bu yaşam şovdu, bizden önce de vardı, sonra da süregelecekti. Ben hala kendime yeteri kadar güvenip, başrollere soyunamamıştım ama gösteri sürüyordu bir yandan da.
Neyse işte Fredy ile laflarken, dedi ki tutucu bir toplumda doğması gerekiyormuş. Bir yandan kendi doğasını yaşarken, diğer yandan da cemaati idare etmeyi öğrenmesi için. Son yaşamında marjinal çok şey yapmış. "Ama fena mı, sanatçıydın. Kaç kişiye verilmiştir bu şans. Bak hala biliyoruz ismini, seviyoruz şarkılarını" dedim. Yine de bitmemiş döngüsü, yeni yaşamlar onu beklermiş. Türkiye'yi sordu bana, "nasıl tavsiye eder misin?" dedi.
"Valla doğu tarafları çok tutucu, seni üzerler orada" dedim. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirler nispeten daha normal. Halk geçim derdinde, mahalle kültürü yok oldu gibi. Ama gaylerin çoğu hala gizliyorlar kendilerini. Güya yaratıcı, yenilikçi olan reklam ajanslarından bile sırf gay diye işten çıkarılanlar oluyor. Kimliğini yaşayamamak, bastırmak kolay değil" dedim.
Bu arada insanın hep aynı mı doğacağını sordum. Belki kız çocuğu olarak doğmak olamaz mıydı kaderinde. Gülümsedi, cevap vermedi.
"Asıl ismim Faruk" dedi. Doğruyu yanlıştan; haklıyı haksızdan ayırmak anlamına gelirmiş. Zanzibar'da doğmuş. Bilmiyordum bunu. "Takip ediyor musun müzik piyasasını, olan biteni" diye sordum.
-Dünyayla pek ilgilenmiyorsun. Zaman da dünyaya ait bir kavram. Geride bırakıyorsun herşeyi ve kendine odaklanıyorsun."
-Güzelmiş. Koşturmaca burda, işsizlik burda. Karı-koca geçimsizliği burda.Tatil köyü gibi geldi şimdi orası.
-Sana bağlı nasıl olacağı.İmajinasyon çok etkili burada.
-Görüyor musun Prenses Diana'yı, Kurt Cobain'i?
- Hayır. Ruhlar arasında çekim olmalı. Frekanslar çok önemli.
-Yalnız mısın orada, yoksa kalabalık mı?
-Ne kadar çok soru soruyorsun.
-Eee merak ediyorum.
-O kadar hayranım vardı. İki dakika benimle konuşmak için saatlerce beklerlerdi. Sen beni bulmuşsun, neredeyse ruh çağırma seansına çevirdin.
-Pardon ya. Yine müzisyen mi olacaksın bir sonraki yaşamında?
-Daha planlamadık.
-Konya Ovası'nda, çiftçi çocuğu... Önce de Zanzibar'da doğdurmuşlar seni, ama İngiltere'ye gittin.
-Evet, hiç geri dönmedim sonra.
-Zamanın olmadığını söyledin. Peki o zaman şimdi nasıl burası için geleceği planlıyorsun?
-Belki seninle sohbetimden sonra Zanzibar'ı planlayacağım.
-Geçmiş te gelecek kadar görece mi oluyor bu durumda? Değiştirilebilir mi?
-Neden olmasın?
-Geçmişin, şimdinin ve geleceğin; hepsinin aynı anda yaşandığı bir boyut. Vaav.
Peki o zaman parçalar bölünmüş olmalı. Bir parçan Queen'in solisti, bir parçan orada, bir diğeri kimbilir hangi zaman diliminde. Ben de mi öyleyim?
-Neden benden farklı olacaksın?
-Sen ölüsün de onun için.
-Sen de şu an için yaşıyorsun.
-Vaav, Einstein da katılmaz mıydı sohbetimize?
- Senin kadar halinden memnun olmayanını görmedim.
- Pardon tekrar. Ego bedenle birlikte gömülmüyor muydu?
Ve öyle sürüp gitti sohbetimiz...
* Tamamen hayal ürünüdür.
VEDA
-
sen;
kalabalığım, tekbaşınalığım, sonsuz çelişkim
yeniyetme asiliğim, kadın endişem, çocuk yanım, adam yüreğim
yakınken uzak, uzakken yakın olduğum
bitmemiş...
1 gün önce


4 yorum:
Uçuk bir yazı olmuş.Bende Marilyn Monroe'yu görmek isterdim. Hem amerika'nın sırlarını açıklar, hem gözlerime şenlik olurdu :)
:) evet. baktım, hep onu bunu eleştiriyorum. biraz uçayım dedim.
inşallah görürsünüz. ama o hayalde amerikanın sırlarına gelmez umarım sıra.
delice sevdiğim bir müzisyendi kendisi.. hatta müzisyen ötesiydi.
bir daha görürsen selam söyle benden de.
Ne güzel rüaymış :)
Yorum Gönder