Üniversite yıllarında 15 kilo daha zayıftım ama "kilo alıyorsun, boyun da kısa" diyen salak bir erkek arkadaşım vardı maalesef. Okuldan ne zaman yalnız çıksam, bir kaç kişi takılır, kimisi çekingen sadece izler, kimisiyse tanışıp tanışamayacağımızı sorardı. Ama hiçbiri beni kendi çekiciliğimle ilgili ikna etmeye yetmemişti. Ne güzelliğin tadına varabilmiştim, ne de hafifliğin. Kendime güvensizliğim o kadar fazlaydı ki, dar bir şeyler giydiysem popomu, kazak bağlıyarak örtmek refleks olmuştu. Gerçi buna zıt olarak mini, kırmızı etek giydiğimi de hatırlıyorum.Yani bazen miniler, bazen de bosbol şeyler giyerdim. Ama kesin bir şey vardı ki, kendimin çok şişman ve alelade olduğunu sanıyordum.İş hayatı, iş yemekleri, organizasyonlar ve sporsuz günlerle gerçekten kilo alınca hanyayı konyayı anladım. Hele eski fotoğraflara bakınca! İncecikmişim de haberim yokmuş. Alınan her kilo, asılan 10 erkeğe bedelmiş. Eskiden ölen bitenler yavaş yavaş kayboldu, şimdilerde övgüler şirin bir yüzüm olduğu, ne kadar genç gösterdiğim yönünde. Gerçek şu ki umrumda da değil.
Ne yazın gelmesi, ne bikini giyecek olmam. Geçi muhtemelen mayo giyerim bu yaz da. Her bahar panik halinde spor salonuna yazılıp, devamlı su içip, salata yiyerek, fiziğini takıntı haline getiren genç kızları görünce gülümsüyorum sadece.
Ya da kocasının kendisini aldattığını adı gibi bilmesine rağmen, anlamamazlığın efsununa sığınıp, herşey aynıymış gibi devam eden kadınlara da. Bal gibi biliyorlar, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını. Önce saçlarının modelini değiştiriyorlar, sonra sıra evdeki mobilyalara geliyor. Çocuklarına bağırıyorlar durduk yerde, botoks yaptırmaya karar veriyorlar. Kilo vermeli, daha bakımlı, daha güzel olmalılar. Olsalar ne çare, kırılmış içerlerde bir şeyler. Gülleri solmuş.
Klişe değil, güzellik kesinlikle içten gelen bir şey. Matematiksel bir tarafı olsa da, boy-kilo oranlarıyla tanımlanabilse, yüzün simetrisiyle açıklanabilse de; mutlu insanın teni bir başka ışıldıyor, gözleri bir başka bakıyor. Kendiyle barışık, bedenini seven kadının hali bir başka oluyor. Böyle bir kadını getirin gözlerinizin önüne. Kilolu olsun, hatta burnu da şekilsiz. Ama öyle bir baksın ki, kırmızı ruju öyle albenili dursun ki; güzelliği karşısında mest olmaz mısınız?
Mutsuz kadını zayıflık, kozmetikler, birbirinden pahalı markalar örtse de bir süre; ters bir bakış, gergin bir dudak haraketi tüm güzelliğe gölge dürüşebiliyor. Ama sevilen, seven, sevildiğini bilen, üretken bir kadının hiçbir şeye ihtiyacı yok güzel olmak için. Olduğu gibi olması yeterli. Çünkü sadece bunun için onu seven var. Onda güzelliği gören gözler var.
Ondan dolayı çirkin her kadının arkasında donuk bir erkek yatar. Güzelliğini göremeyen, bunu kadına yansıtamayan, bir çift güzel sözden esirgemiş, sevgisiz, soğuk bir erkek. İnsanı kurutur böyleleri.Ne spor salonlarının, ne de estetik operasyonların, hiç bir şeyin faydası olmaz. Dergideki bir Monica Belluci fotoğrafını ballandıra ballandıra anlatır böyle bir erkek, ama yanında atan kalbin farkında bile varmaz.
Kadınların en büyük hatası da:
1- Bu dangalağı değiştirebileceğini sanır.
2- İlgisini çekmek için herşeyi yapar, başaramayınca da kendini yeterli görmemeye başlar.
Ben de yaptım, ondan biliyorum. Değiştiremezsiniz. Size bakıp, aşık olmuyorsa da, bırakın olmasın. Gurur, ego yapmaya gerek yok. Zaman kaybetmeye, çaba harcamaya da. Daha milyonlarcası var ve birisi için siz en güzeli, en özelisiniz bu dünyada.
Önümüz de yaz. Hasat zamanı gelmiş emek ki.Mutsuz musunuz? Sizi mutsuzlaştıran insanları çıkarın hayatınızdan. Enerjinizi düşüren ortamlardan uzaklaşın. Kendinize uzaklaşın.Toksinleri atın, hem vücudunuzdan, hem de hayatınızdan.Hiç önemli değil Victoria Beckham'ın kaç kilo olduğu. O da mutsuz görünüyor zaten.


11 yorum:
Yazıyı okuyup coşasım geldi, bir kendime güven geldi, yarın başlıyorum hasata özledim mutlu olup şen kahkahalarımı savurmayı
ne guzel anlatmıssınız
bende mutlu ınsanların super bır enerjı yaydıggını dusunuyorum ...
guzellık mutlukla gelıyor kesınlıkle katılıyorum sıze
güldürdün beni akşam akşam... kilolu insanlar neşeli insanlardır derler ya öyledirler aslında :)
:) sevindim yazıyla güldüğünüze, katıldığınıza.baktım kilolar gitmiyor, farklı bi açıdan yaklaşayım dediydim.öte yandan hasat acımasız gibi görünse de, şart.özellikle enerji yiyicileri, yanınızdaymış gibi gözüküp, her fırsatta yüreğe ufak bir kuşku sokup, vesvese verenleri.
ilk kez bir vesileyle geldim bloguna,ve iki gündür ihtiyacım olan pozitif enerjiyi bu yazında buldum diyebilirim,yüzümü güldürdün teşekkür ederim,sevgi ve selamlar:)
(bu arada kilolar konusunda yazdıklarında ayrıca çok hoş,vermesi gereken 38 kilosu olarak yola çıkmış ve daha 15 kilosunu verebilmiş biri olarak,ayrı bi bakış açısı getirdin bu meseleme,(ama tabikide yola devam daha uzun bi zaman var bu kilo olayında bende:)
neyse hayırlı akşamlar canım,,
ne güzel bir yazı..
saglıklı insan mutludur.Sıfır beden kadınlar dünyadaki %5 lik bir orana falan girerken, niye biz onlara benzemeye çalışalım ki.. Obez olmamak kaydıyla, insanın kendini sevmesi en büyük seksapel bence...
çok güzeldi..Tüm dietlere inat :)
hoşgeldin ZM.hayatım boyunca 5 kilo bile verememiş biri olarak; 15 kilo vermene hayran kaldım. kolay gelsin diğerlerinde de.
:) teşekkürler brasheswari.insanlar mutlu olsa zaten asıl kriz o zaman başlar. önce diyetislenler batar, sonra içkiciler, moda sekteye uğrar vs. ondan bu 0 bedenler, ulaşılamayacak putlar. biz keyfimize bakalım.
yaw, son zamanlarda fazla mı feminen yazıyorsun yoksa ben bir erkek olarak yersiz yere mi tırsıyorum sana yorum yazmaktan? :)))
:) Abi iyi ki varsın. hadi sana erkekleri çekiştireyim.o kadar süre kadın gibi hissedemedim ki, demek ki yeniden feminen olmaya başlamışım.oh be.
olay budur Arzu.. benım olayım budur işte.. cok tesekkurederım benı şöyle bi kendıme getirdiğin icin..
Yorum Gönder