Bir adamın yatmak istediği kadına iyi davranması, iltifat etmesi, kendisini özel hissettirmeye çalışması çok normal. Aynı şekilde iyi bir işin, bolca paran var diyelim; çevren seninle ilgili "çok tatlıdır" diyebileceğin bir sürü insanla dolabilir. Sana iyi davranırlar, güleryüzlü, ilgili, doğum gününü unutmaz, çiçek gönderirler vs.Şimdi buradan yola çıkarak; insanın kendisini özel ve güzel hissetmesi doğru mudur? Ya da "Ben çevrem tarafımdan sevilirim, takip edilirim. Herkesi etkilerim" demesi? Bazen tam tersine özel birisi red ediliyor, tersleniyor, aşağılanıyor sırf kıskançlıktan. Her türlü negatif davranışlar insanı kötü hissettirir, bazen öyle üstüste gelir ki, bu sefer de kişi kendisini olduğundan daha aşağıda görmeye başlayabilir.
Zanlar böyle böyle doğuyor anlaşılan. Başkalarından gelen tepkiler sonucu, kendimiz hakkında bir fikre varıyoruz. Oysa o tepkilerin arkasında bir sürü hesap, kitap yatabilir. Hiç aklımıza gelmeyecek bambaşka şeyler de olabilir. Sonuçsa gerçekten uzaklaşarak, en başta kendimizden yabancılaşma. Ağır bir bedel.
Güzellik, başarı gibi toplumun yücelttiği niteliklere sahip olduğum dönemler oldu. İşsiz ve şişman olduğum zamanlar da. İnsanların birer birer uzaklaşmalarını izledim bu zamanlarda. "O da mı?" dediğim ve yaşattığı hayal kırıklığıyla canımı çok yakanlar da oldu. Zordu onları anlayabilmek. Ama gerçeği tüm acılara tercih ettim.
Yalnızlık, insanın kendisine dönebilmesini, zanlarını ayıklamasını sağlıyor, aynı zamanda yeni bir döneme başlangıç yapabilmesi için ideal zemini oluşturuyor.
İnsanlar arasında etkileşim bombardımanı altındayız. Herkes bir köşeye çekmeye çalışıyor. Kimisi alınıp, darıldığını söylüyor; kimileri güçlerini kullanıp korkutmaya çalışıyor. İnsan sayısı kadar çok taktik var. Canı en çok seni sevdiğini söyleyenler, sevgiyi hiç bilmeyenler yakıyor.
Yalnızlık bu can yaralarına şifa merhemi gibi.İnsan tüm sosyal kimliklerinden arındıkça ve diğerleri için hiçleştikçe, gerçek kimliğiyle daha çok temasa geçebiliyor ve dünyaya bambaşka bir gözden bakabiliyor.
İyi bildiklerinin maskelerini görüyor, kötü sandıklarının hayatındaki rollerini ve nasıl da olumlu etkilerinin olduğunu saptayabiliyor.
Maddiyattan uzaklaşarak, gerçek değerlerin ne olduğu hakkında düşünmeye başlıyor. Hiç bir menfaati olmadığı halde sokak kedilerini besleyenlere hayran kalıyor mesela. Böbürlenmeyenlere, olgunlara, karşısındakini kendi gibi görenlere dönüyor yüzünü. Artık tarzın, eğitimin, paranın, gücün değil; insanlığının etkisinde kalıyor.
Yalnızlık dönemleri bazen eskilerin çat kapı ziyaretleri ya da çeşitli vesilelerle bölünebiliyor. İnsan kalabalıkları, çeşit çeşit yüzler herkesin kendine özel bir hikayesi, özlemleri, korkularının olduğunu düşündürüyor. Her yüz Allah'ın büyüklüğünü hatırlatıyor.
İnsanların arasında da devam ediyor yalnızlık. Ortak dili yakalamaya çalışsa da, dedikodulu ortamlar, masadan kalkanın arkasından hemen konuşulmaya başlanması, sığlık acı veriyor; en az öldürülen zaman kadar.
Ama tam bu aşamada hatasız kul olmadığını hatırlaması ve kalbinin katılaşmasına izin vermemesi lazım. "Bu riyakar, bununla konuşmayayım", "üç gün önce yüzüme bakmıyordu, şimdi mi çıktı piyasaya" dememeli. Çünkü herkesin içinde sevgi bekleyen bir çocuk var. Nefs bambaşka bir görüntü sergilese de. Bu menfaatçiler için didinmek anlamına gelmiyor. Zaten onlar kendi amaçlarına hitap etmediğini gördüklerinde, anında giderler. Ne olursa olsun; nezaketini, güvenini kaybetmemek kişinin bireysel sınavı olsa gerek.İnsanları tanımak, art niyetlerini, hesaplarını yüzlerinden okuyabilmek zorlasa da insanı, kaçmamak, duvar örmemek, yalnızlığı bir hayat biçimi haline getirmemek çok önemli.
Yalnızlığa alışmaya başladığında insan, çıkmalı oradan, hem de hemen. Çünkü bu aşamada yalnızlık görevini tamamlamış, kalbi iyileştirmiş ve miladını doldurmaya başlamıştır. Zamanı geçen yiyeceklerin bozulması gibi, yalnızlık ta bir aşamadan sonra kibiri besleyen bir araca dönüşebilir.Her ne kadar menfaat bazında şekillenen toplumsal ilişkilerin ortasına dalmak hiç çekici gelmese de, insanlardan uzaklaşmamak, aksine sabır ve sevgiyle yüzünü tekrar onlara dönmek gerekiyor.
Kendi değerini anlamış insan nasılsa kimsenin övgüleriyle de sövgüleriyle yönlendirilemez artık. Ama isteyenlere, yalnızlara çok yardımı dokunabilir. Kalpler arasında bağ kurabilir ki gerçek ilişkiler, arkadaşlıklar sadece bu bağlara dayanır.


4 yorum:
Ah bu dengeyi sağlamak zorlu bir süreç. Ki ben hala kendimi sorgulamayı sevdiğimden midir yoksa bir bahenem olsun dediğiğmden mi bilemiyorum. iç hesaplaşmalara, yalnızlığa bayılıyorum. O denge hiç tutmuyor bende dönemsel değişiyor. ya çok yalnız oluyorum bunalıyorum. insanının canını sıkan bizzat kendisidir diyerek, patlıyorum. sonra bir dönem oluyorki insanlardan bunalıp hooppp tekrar geçiş sürecine atılıyorum. dengesizim sanırım.
amac, ıce donup tam,butun,herhalıyle degerlı aslında oldugu gibi oldugunu bılmek ve buna gore yasamak.. ama bunu bazen goremıyor ınsan.. cevresının yada bırının sevmesını, deger vermesını beklıyorz.. insanlar degısıyor.. duygularda..
güzel bir konuya degınmıssın, ve bı okadar da dogru..
Çok doğru tesbitler. Ama çoğu zaman o noktadan - hani şu kendi yalnızlığınla arkadaş olabilmeyi öğrendikten sonra- onların arasına dönebilmek çok zor.
Konu kadınlar ve erkekler için farklı sanırım. Aslında yapı gereği de öyle olaması gerekiyor.Ama sonuç olarak ortak noktalar illaki var.Erkekler biraz daha umursamaz oluyor.
Şöyle birşey varki çok seçiciyim sanırım.İnsanlara fazla değer veriyorum ve haketmediğim bir davranışı gördüğümde siliyorum o kişiyi.Bu gidişle çok yanlız kalacağım sanırım..
Yorum Gönder