
Herkes karşısındakini, sadece kendi kapasitesi kadar algılabiliyor. Tıpkı sanattan anlamak gibi, insanlar arası etkileşim.
Örneğin Henri Matisse'nin 1911'de yaptığı bu tabloyu götürüp, göstersem, bir de yalan uydurup; "ben yaptım" desem; "sende yetenek yok çocuğum, resim yapma en iyisi" diyecek kaç resim öğretmeni çıkar sizce bizim ülkede?
47 milyon euro'ya satıldı müzayede.
Paul Cezanne, Fransa'nın en ünlü ressamlarından biri.Modern sanatın babası olarak gösterilse de, yaşarken eserleri halkın da, dünyanın da pek ilgisini çekmemişti. Hatta Güzel Sanatlar Akedemisi'ni de kazanamamıştı. Yine sanat camiasından olan oğlu resimlerini yok pahasına satmıştı, ölümünden sonra. Ancak bir kaç yıl içinde çok çok değerlenmişti eserleri.
Sanat, bu dünyaya ait değil bence. Çok değerli oluşu da bu yüzden. Yoksa neden binlerce insan masa üstüne bir portakal, bir de vazo çizebilecekken; sadece bazı dokunuşlar böylesine kıymetlenebiliyor?
Sanatçılar, neden hayatlarını pek çoğumuz gibi güvenlik içinde, iyi bir gelir elde edebilecekleri bir iş, gecelerini paylaşabilecekleri bir eş bulmak yerine; içlerinden gelen, karşı koyamadıkları güdünün peşinde, üreterek geçiriyorlar?
Çünkü esin böyle bir şey. Kaynağı da bu dünya değil.
Ondan dolayı çok değerli.
Görebilen için, anlayabilen için ve bir an bile olsa o esine kapılıp, sınırların dışına çıkabilen için.
Aşk ta, en az sanat kadar mantığa aykırı. İnsanı yakıyor, perişan ediyor, kurulu düzeninin dışına çıkmasını, hatta benliğinden feragat etmesini istiyor insandan.
Aşık gözler karşısındaki bir başka görüyor.
Ondan dolayı naz yapan, buluşalım diyip, sonra bahaneler yaratan, daha doğrusu başka planları tercih eden, karşısındaki kadını da araya sıkıştırmaya çalışan erkekleri sanattan anlamayanlarla aynı görüyorum. Çünkü her kadın, aslında her insan bir sanat eseri. Görebilen gözlerde çok kıymetli. Anlamayan içinse, belki verecek, belki vermeyecek olan, popüler ölçüleri yansıtan güzelliği ve kendisine faydası ölçüsünde kıymetli birisi.
Aşık içinse herşey.


0 yorum:
Yorum Gönder