Komşu İlişkileri ve Mesleki Çıkarımlar

Son hafta gecelerim apartman toplantılarında geçti. Birbiriyle konuşmayan, hatta tanışmayan apartman sakinleri bir araya geldi, ilk defa anlaştı ve yaşadığımız yeri daha iyi bir yer haline getirmek üzere kolları sıvadı.

Her ne kadar blogun başlığı doktora tezi kıvamında olsa da, şu son haftaki tecrübemi sıkılmadan okuyacağınızı umarım. Lakin sadece komşularla ilişkilerinizi düzeltmekle kalmayıp, halkla ilişkilerinizi de etkileyebilir.

Herşey apartman girişindeki pastanenin tadilatıyla başladı. Apartmandan izin almadan ortak alanı kış bahçesi olarak düzenleyip, yan kapımızı iptal edince tepkimi belli ettim. Pastaneci ve görevli mimarın ekibinden oluşan 10'a yakın erkek bana şiddetle karşı çıktı, aslında üstüme yürüdüler, kim olduğumu sorup, izin aldıklarını iddia ettiler, sadece benim istemediğimi söyleyerek susturmaya çalıştılar. İşlerin öyle yürümediğinini, apartman yöneticisinden yazılı izin almaları gerektiğini, hak ve hukukun olduğunu söyledim. ''Burası Türkiye'' dediler.

Yöneticiyle görüşmemişler ve diğer komşular da şikayetçiymiş.Sadece herkes işin çözülmesini birbirinden bekliyormuş. Türkiye'de bu işin yasal boyutunu ve sürecini araştırdım. Daire sahiplerinin onayı olmadan ortak alanın cafe vs olarak kullanımı yasal değil. Tüm apartmanın onayıyla noterden ihtarımızı resmi olarak gönderdik. Pastane sahibini de davet ederek toplantı yaptık, sıkıntımızı paylaştık ve girişin bizim istediğimiz şekilde düzenlenmesiyle ilgili olarak anlaştık. Toplantılarda pastanenin ikramları, içtiğimiz çaylar tatlı yiyip tatlı konuşmamızı sağladı; birbirini tanımayan komşular birbirleriyle tanıştılar ve diğer sorunları da görüşüp kararlar aldık. Bu arada apartmanda bir iç mimar, bir peyzaj mimarı, bir de inşaat mühendisi olduğunu öğrendim. Kendi kaynaklarımızdan habersizmişiz; şimdi onların bilgi ve tecrübelerinden de faydalanacağız.

Pastane ilk başta apartman yönetimiyle görüşüp izin alsa, inşaat sırasında gürültü ve çevreye verilen rahatsızlıktan ötürü bir özür yazısı assa hiç bir sorun olmayacaktı aslında. ''Halkla ilişkiler'' le konu sorun haline gelmeden çözülmüş olacak, ilişkiler zedelenmeyecekti.İletişim eksikliği komşuları ''adamdan sayılmadıklarını'' düşündürerek rahatsız etti. Sorunu yine iletişimle çözdük.Mesleğimi seviyorum.

İki tarafın da birbirini dinlemesi, karşılıklı olarak haklarına saygı göstermesi ve anlayışla pek çok sorun büyümeden çözülebilirdi. Ancak maalesef ''sadece benim istediğim, kendi istediğim şekilde olsun'' anlayışıyla ortak bir dil yakalanamıyor, halkla ilişkiler gözardı ediliyor. Bu bir apartmanın komşuları arasında olduğu gibi, şirketlerle halk arasında, ülkelerle kamuoyu arasında, milletler arasında da aynı prensipler doğrultusunda gerçekleşiyor. Herkes kendince haklı, kendi istediğinin olmasında ısrarlı ve de öfkeli. Oysa tatlı yiyip tatlı konuşsak hayat çok daha güzel olacak.

Üstelik burası Türkiye. Biz sohbeti, dostluğu, yarenliği severiz, değil mi?

1 yorum:

Vladimir dedi ki...

Yakınımzdakilere uzak kalmayı başarıyoruz nedense. Her ne kadar sonbeti, dostluğu ahbaplığı sevsek de. Güzel bir vesile olmuş yaşanılan uygulamadaki sıkıntı.. Aslında bunlara gerek kalmadan da yapmayı düşündüren bir yazı oldu bu paylaşım, benim için.