Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Sanat, Pazarlama, PR ve Kadının Adı

Leave a Comment
Tim Burton'ın yönettiği ''Büyük Gözler'' filmini izlerken, başlıkta yazanlar geçti aklımdan. Film büyük gözlü çocukların ressamı Margaret Keane'nin gerçek hayat hikayesini konu alıyor. İlk eşinden boşanan ve sokaklarda 1 dolara resim yapan Margaret'in pazarlama dehası Walter'la tanışmasıyla başlayan film, büyük bir sahtekarlıkla devam ediyor. Resimlerini eşinin imzasıyla satmaya başlayan Margaret'in kaderini tarih boyunca pek çok kadının da paylaşmasından dolayı tanıdığımız, kendimizi kolaylıkla içinde bulabildiğimiz bir hikaye. İçe dönüklüğü, ağzını açıp, konuşamaması, zayıflığıyla hemen empati kurabiliyorsunuz. Güven duyma ve sahip çıkılma isteğiyle başlayan aşk ve ardından gelen hayal kırıklıklığını anlayabiliyorsunuz.

Ancak bu hikayede kadın güçleniyor, kendi adına sahip çıkmaya karar veriyor.

Margaret Keane sadece kendine özgü sanatıyla değil; bence tarihte pek çok kadın sanatçının hüsranla biten hayatlarındaki kadersel döngüyü değiştirmesiyle de önemli birisi. Belki de başkaldırışı zaferle sonuçlanan, ilk kadın ressamdır. Eşi tarafından eserleri çalınarak, akıl hastanesine kapatılan, intihara sürüklenen, tüm yakınlarından uzaklaştırılan, yaşamı sefaletle geçen ne yetenekli kadınlar oldu tarih boyunca. Ancak Keane, yıllar boyu bir yalanın parçası olup, baskı ve sindirmelere katlansa da; sonunda dava açarak; büyük gözlü tabloları yapanın eşi değil, kendisi olduğunu kanıtladı. Bugünlerde, yaşı 90'a yaklaşmışken, tabloları yüz binlerce dolara satılmaya; California'da güzel bir hayat sürmeye devam ediyor.

Walter'la karşılaşmasa ve eserleriyle ilgili yoğun bir pazarlama ve PR kampanyası yürütülmemiş olsa, asla bu kadar ünlenemeyeceğini tahmin etmek de zor değil. İşin işine sahtekarlık karışmasa, aslında işlevsel bir beraberlikmiş. Dönemin sanat eleştirmenleri tarafından beğenilmeyen, rahatlıkla kitsch damgası yiyebilecek eserleri böylesine ilgi çekti. Medyada popülerleşmesi, önde gelen kişilerin eserlerini almaları, sonunda otoriteler tarafından da ''değerli'' ilan edilmesi, sanattan hiç anlamayan, yönlendirilmeye açık kitleler üzerinde mıknatıs etkisi yaptı.

Ruhunu yansıtıyordu, büyük gözlü portrelere, bizlerle bağ kuruyor, içimize işliyordu.Buna paha biçilemez. Ancak eşi Walter olmasa ve karşısına benzer bir kısmet çıkmasa, kimse de dönüp, yüzüne bakmayacak; sanatının değerini bilemeyecekti.

Sanatçılık, ilhama açık olmak, insanların ruhlarını görüp, yansıtabilmek farklı bir duyarlılık istiyor. Sağ beynin işlevi sanat. Tanıtım, doğru bağlantıları kurmak, eserinden, promosyonlarından, kitabından, filminden para kazanabilmek  ise başka bir maharet.Galerilerin, sponsorların, medyanın, toplumun dikkatini çekmek; insanların kalplerine dokunacak hikayeleri yazmak ve zaten çok değerli olan sanat eserlerine milyonlarca dolar paha biçilmesine giden yolu açıyor. Tercih sanatçıya kalmış. ''Sanatımı yaparım, para önemli değil'' diyebilir. ''Artık dünya değişti ve ben de kurallarına göre oynamak istiyorum'' görüşünde olabilir. Bunda doğru-yanlış yargılamalarına girmeyeceğim.Kitleler başkalarının akıllarına, otorite görüşlerine ihtiyaç duydukları ve bireyler kendilerini eğitmek için yoğun bir çaba harcamadıkları sürece; sanatın gerçek değerini görmeleri mümkün değil.

Peki ya kadının değerini? Sağ beyni yok saymaya devam ettiğimiz sürece; kadının kendi başına bir adı olabilecek mi?

Kadın sanatı simgeliyorsa; erkek de iş dünyasını. Birisi beynin sağ yarım küresiyse, diğeri sol. Bir insan beyninin yarısıyla yaşayabilir mi? Biyolojik olarak mümkün olsa da, o nasıl bir hayat olur?

Cevap çok açık değil mi; şimdi, toplumsal olarak birlikte oluşturduğumuz yaşam gibi.

Filmde sınırlar çiğnendiği, ortaklaşa, her iki tarafın da leyhine işleyecek bir birliktelik yerine, kadın suistimal edildiği için gitti, boşandı, dava açtı ve ismini geri aldı. Merak edip, eşinin ismini Google'da arayınca, hayatının sonuna kadar resimleri kendisinin yaptığını iddia etmeye devam ettiğini ve fakirlik içinde öldüğünü öğrendim.  İkisinin arasında neler geçtiğini, aşklarını, kıskançlıklarını, öfkelerini bilmiyoruz. Sonunda kaybeden erkek olmuş. Onu görebiliyoruz.


Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: