Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

İşsizlik Tırmanırken, Yetenek Savaşları da Kızışıyor

Leave a Comment
Harvard Business Review'a da yazıyorum. Aşağıdaki yazım http://www.hbrturkiye.com da en çok okunanlar arasına girmiş.
Çok sevindim :)
Ülkemizde işsizlik oranı  yüzde ona yaklaştı. Avrupa’da bu konuda Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya ve Slovakya’nın ardından geliyoruz. Dünya genelinde bir karşılaştırmayla, bir fikir edinmek istersek; Japonya’nın işsizliğin en düşük ülke olduğunu belirtebiliriz. Bunda iş yapma kültürü mü, teknolojik üstünlük mü, ya da zengin bir ülke olması mı daha etkili  bilmiyorum. Japonya’da yaşanan işsizlik oranının yüzde üç buçuk olduğu kayıtlara geçmiş durumda.
İşsizlikle ilgili veriler ve önümüzde bizi bekleyen ekonomik koşullar göz korkuturken; şirketlerin de yetenek bulamamaktan şikayetçi olmaları dikkat çekici.Bir ilana, yayınlanır yayınlanmaz binlerce başvuru alırnmasına rağmen; bir kişiyi seçebilmek aylarca süren, bazen de sonu hüsranla biten bir işe dönüşebiliyor. Özellikle kurumsal şirketler İnsan Kaynakları Bölümleri’ne yatırım yapıyor, en iyi adayları çekebilmek için işveren markası çalışmaları başlatıyor, alanlarında çok iyi, nam-ı diğer kelle avcılarıyla çalışıyorlar. Hepsi kendilerini geleceğe taşıyabilecek, rekabette farklılaşmalarını sağlayacak, şirket körlüğüne kapılmadan ve içsel motivasyonunu kaybetmeden, yılmadan çalışabilecek, iş arkadaşlarını seçebilmek için. Peki bu özel kişiler neden çoğunlukla yüzde on işsiz veya ilana başvuran binlerce kişi arasından çıkmıyor? Neden bir yanda işsizlik sürerken, diğer yanda şirketler doğru bir aday bulmak için bu kadar çok emek, zaman ve para harcamak zorunda kalıyor?
Çünkü ”yetenek” kolay yetişmiyor. İyi bir diploma, yabancı diller, güçlü referanslar iş görüşmelerine çağrılmamıza yardımcı olabilir. İş görüşmesinde verilmesi gereken, en doğru cevapları google’da arayıp, bulmuş; profesyonel görünmeyi sağlayacak, şık bir takım almış, çoğu insanı canından bezdirebilecek nitelikte olan, seçme-yerleştirme sürecini geçebiliriz.Tüm bunlar aranılan yetenek olduğumuz anlamına mı gelir?
Bilinenin aksine, şirketlerin içten içe peşinde olduğu yetenekler aslında kurtuluşu sabit bir gelirde, büyük bir markanın itibarında, güzel bir çalışma ortamında bulmayabilirler. Hatta onlar için iş görüşmeleri de, bir kurumda işe başlamak da başlı başına zaman kaybı olabilir. Ünlü girişimcilerden Steve Jobs, Richard Branson veya Howard Schulz birer çalışan olarak tam birer baş belası olabillrdi. Steve Jobs yalın ayak veya siyah kazağıyla gittiği iş görüşmesinden geri çevrilebilir; Richard Branson’ın disleksi olması ve okuma-yazma zorluğu yaşaması şirketlerin kendisine yatırım yapmasının önünü tıkayabilirdi. Pazarlama Müdürü olarak işe başladığı şirketten ayrılan Howard Schulz, yıllar sonra aynı şirketin sahibi oldu. Ya işler tam istediği gibi gitse, anlaşmazlık yaşamayıp, işten ayrılmak zorunda kalmasa, özetle  çalıştığı kurum küçük bir kahve şirketini dünya markasına dönüştürebilecek bir yeteneğe sahip olduğunun farkında varmış olsa ve onu elinde tutabilmeyi başarabilse ne olurdu?Belki de Genel Müdür olurdu, sadece bir tahmin, kariyeri nasıl devam ederdi, bilmemiz mümkün değil. Bu kişilerin hepsi de girişimci olmayı seçtiler.
Harvard Business Review Eylül sayısında yayınlanan ve Universum tarafından, 40.000’in üzerinde gençle gerçekleştirilen İdeal İşveren Araştırması, Türkiye’nin ilk sırada olduğu bir alanı ortaya çıkardı. Türkiye’de üniversite öğrencilerinin yüzde onsekizi mezun olunca kendi işini kurmak istiyor. Bu araştırma dünya çapında 50 ülkede gerçekleştiriliyor ve  girişimcilik potansiyelinin en yüksek olduğu ülke, açık arayla Türkiye. İkinci sırada yer alan Polonya’da bu oran yüzde onbir. Ülkemizde gençler tutkuyla çalışabilecekleri, anlam bulabilecekleri bir iş istiyor. Girişimci ruhlarını tatmin edebilecek, onlara sürekli gelişim imkanı sunabilecek şirketleri de tercih edebiliyorlar.
Günümüzde yetenekler bu kişiler arasından çıkıyor. Vazgeçmeyen, oturup, iş bulmayı beklemektense nasıl değer yaratabileceğini araştıran, böyle gelmiş böyle gider anlayışının hakim olduğu sistemlerdeki yanlışları tespit edebilen, yenilikçi, cesur ve girişimci ruha sahip kişiler fark yaratıyor. Eskiden başka şirketlerin en yetenekli çalışanlarını kapabilmek  önem taşırdı. Daha iyi bir paket, yan haklar, gösterişli ünvanlar gibi faydaların sunulması yeterli olabilirdi. Oysa şimdi yetenek savaşında en büyük rakip kendi işini kurmanın hayali, girişimcilik. Yetenekler konfor alanından çıkıp, sıfırdan başlamayı, var olanı da tüketme riskini, herşeyi göze alabiliyor, düşlerinin peşinden gidebiliyorlar. ”Kapağı bir şirkete atayım, maaşımı alayım” kategorisi dışında kalan bu kişileri çekebilmek için de, dünyaya onların gözünden bakabilmek gerekiyor. Sizce günümüzdeki işe alım süreçleri, oryantasyon programları, mentorluk sistemleri, İnsan Kaynakları uygulamaları ve kurumların yapıları yetenekleri çekebilecek kapasitede mi? Benim cevabımı merak ediyorsanız, soruya soruyla karşılık verirdim. ”Yetenek sizi neden tercih etsin?”
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: