Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Yükselmenin Sırrı

Leave a Comment
Geçende üç görüşmem vardı. Birisi köklü bir grubun, Genel Müdürleri'nin kendisine bağlı olduğu bir pozisyona kadar yükselmiş, diğeri bir Müdür, öteki de Eğitmen. Hepsiyle aynı toplantıda bir araya gelmedim. Ard arda randevular; birisiyle çay, diğeriyle yemek gibi. Detaylı yazma sebebim hal, tavır ve tutumların insanların kariyeriyle bağlantısını araştırıyor olmam. Disiplinlerinin, insan ilişkilerinin kariyerlerinde yükselmeleriyle yakın bir bağı var mı?

Şanstan bahsedilir, doğru zamanda, doğru yerde olmaktan...Birisi yükseldiğinde, arkasında kimin olduğu konuşulur. Şimdi ülkece içinde olduğumuz durum, belli gruplara iltimas tanındığı ve torpilsiz ilerlenemediği mesajını daha da güçlendirdi. Ve insanların haklarını, kısmetlerini ellerinden alarak, eze eze ilerlemenin; sadece kendi ekibini, kendine biat edenleri göz etmenin geri dönüşüne de, hep birlikte tanık olduk. İşten atıldılar, mal varlıklarına bile el kondu. Yükselmişlerdi. Ancak bir süreliğine; sonra düştüler.

Hayatın çok ilgimi çeken bir döngüsü var. Karma, ah almak, ilahi adalet diyerek; çeşitli kültürlerde, kendine has şekilde, yüzyıllardır aktarılıp, duruyor. Ancak hiç bir söz, yazı veya hikaye deneyim kadar etkili değil. Türkiye'de bunu hep birlikte yaşadık.

İnsanın kendi kaderini inançlarıyla, değerleriyle, seçimleri ve  davranışlarıyla belirlediğini düşünüyorum. Elbette dış tesirler var, içine doğduğumuz ortamdan, karşılaştığımız insanlara kadar, tesadüfi belki de. Ya da bu tesadüflerin tohumlarını biz kendi ellerimizle ekiyoruz.

Şans bile hazır olana çekiliyor!

Üç görüşmem vardı. Bir şirkette Ürün Müdürü olarak çalışmakta olana, 2 saat öncesinde mesaj atarak, görüşmeyi hatırlattım. Hemen arayarak, çocuğunu doktora götürmesi gerektiğini söyledi, haftaya görüşmeyi teklif etti. Olur böyle şeyler, hayat. Bu kadar kısa süre kalmışken, iptal veya ertelemede; ben mesaj yazmadan; arayıp da söylenebilir. Bu da başka bir seçenek.

Koçluk veya danışmanlık verdiklerimde de; o gün iptal edenler olabiliyor görüşmeyi. Önemli bir toplantı uzuyor, son anda bir şey çıkıyor, belki de sadece canı istemiyor. Beni samimi ve arkadaşca görüp, naz çekebileceğimi düşünüyorlar. Belki de hiç düşünmüyorlar. Bu arada son dakika değişiklikleri de olabilir, programda yeni ayarlama yapmak gerekebilir.Ancak her şeyin bir yolu, yordamı var.

Önceleri bozuluyordum, ''beni önemsemiyorlar'' diye algılıyordum. Sonra Don Riguel Ruiz'in Dört Anlaşması'nı hatırladım. Bunlardan birisi; ''Hiç bir şeyi kişisel algılamayın.'' Bana karşı böyle değiller; kendileriyle, yaşamla ilişkileri bu. Bu arada kimse benim istediğim şekilde ve nazik davranmak zorunda da değil. Erteleyebilir, ekebilir, her şeyi yapabilirler... Bozulabilirim, sineye çekebilirim, konu benimle ilgili değil, bir sorunu mu var acaba diyerek görüşmek isteyebilirim veya ilişkiyi bitirebilirim. Bunlar da, ortak yaratımımız olan durumla ilgili benim verebileceğim kararlar.

Eğitmen olanla görüşmeyi geçen hafta konuşmuştuk.Yeni bir eğitimle ilgili çalışıyorum; eğitmenimiz olabilir mi diye görüşmek istemiştim. Hafta başında arayarak, hatırlatmamı istedi. ''Not al, hatırla.Ben de çok yoğunum'' şeklinde bir diyaloga girmedim. Aradım ve günü kararlaştırdık.Görüşme gününde yine mesajla hatırlatınca, unuttuğunu söyledi. Çok yoğunmuş, haftaya görüşmeyi teklif etti.

Grup Direktörü'yle görüşeceğimiz yeri kararlaştırmıştık, ama restaurantı belirlememiştik. Görüşmeye yarım saat kala, mesajla tercih ettiği bir yerin olup, olmadığını sordum. Mesajı cevaplamak yerine, telefon edince; aklıma ilk gelen ''eyvah, unuttu mu acaba'' oldu. Araba kullandığı için cevap yazamamış, yolda olduğunu söyledi. Yeri kararlaştırdık. Ben genelde yaptığım gibi 10-15 dakika önce gittim. Geç kalma telaşı olmadan, soluk soluğa kalmadan; mekanı görmeye, rahatlamaya biraz zaman kalmasını seviyorum. Gecikmeden, zamanında geldi. Ve ben ''işte yılların disiplini'' dedim içimden. O konumdaki bir profesyonelden son dakika iptali, organize olamama vb. bekleyebildiğim için, utandım hafif. Drucker yöneticilikte güven üzerinde çok durur. Liderlerin tutarlı olduğunu söyler. Emin olmalısınız bir liderden. Daha kendisini yönetemeyen, sözünde tutarlı olmayan bir kişi, bu güveni başkalarına veremez.

Felsefe seminerlerine 8 yıldır devam ettiğim bir Hocam var. Bir vakfın başkanı olarak,  bu seminerleri 20 yıldır, haftada bir gün, herhangi bir ücret almadan, karşılıksız olarak veriyor. Benim katıldığım, son 8 yılında, sadece bir gün, o da 10 dakikayı geçmemek şartıyla, geç kaldı. Çok çok özür diledi tüm katılımcılardan. Herkesi ne kadar önemsediğini belirtti. Müthiş zengin bilgisini paylaşan o; küçük düşerim kaygısıyla, vakur davranmadan özür dileyen, katılımcıların zamanına ve ilgisine saygı gösteren de o. Yükseldikçe, eğiliyorsunuz aslında. İşin sırrı bu.

Hayatın her anı çok önemli. Olaylar karşısındaki durumumuz, davranışlarımız, sözlerimiz... Her birisi bizi gösteriyor ve seviyemizi belirliyor. Burada karşımızdaki kişi bir şirket başkanı olduğunda veya çok önemli birisi; zaten kimse saygıda kusur etmiyor. Menfaatçi davranmayı çoğu kişi akıl edebilir, yüksek bir zeka gerektirmiyor. Oysa bizim gibi hala bekletmenin, son sözü söylemenin, kapris yapmanın hiyerarşide üstte olmak olduğunun sanıldığı toplumların; dünyanın hızına yetişemediği bir alan var: Networking. Herhangi birisi size çok önemli bir kapıyı açabilir. Bu kişiye değer vermemiş olabilirsiniz; kapınızı çalmıştır ve siz de yüzüne bakmamışsınızdır. Eskilerin sevdiğim bir tabiri vardı; Tanrı misafiri derlerdi. Kimse kapıdan çevrilmez, mevkiine, zenginliğine, bir faydası dokunup, dokunmayacağına bakılmadan; evde ne varsa paylaşılırdı. Artık günümüzde işlerimiz çok fazla, (sanki eskiden değildi) herkese zaman ayırmamızın imkanı yok, sonra başımıza bela olur gibi düşünebiliyoruz. Belki de kısmet ayağımıza geliyor; biz dönüp, bakmıyoruz. Kapı kapıyı açmıyor; ertelediğimiz işlerle, kişilerle, sonu gelmez bir yoğunluk içinde, dönüp, dolaşıyoruz. Ama Linkedin'de veya diğer sosyal mecralarda özellikle de kariyerde nasıl yükselindiği, işin nasıl bulunduğu, kişisel imajın nasıl parlatıldığıyla ilgili yazıları çok seviyoruz. Bunlara zaman ayırıyor ve çoğunlukla dert yanıyoruz. Fırsat eşitliği olmadığından, hayatın sermaye sahiplerine güzel olmasından, yükselmek için torpil gerektiğinden vs. Oysa torpil veya destek bile bulunsa; o fırsatı eline yüzüne bulaştıracak olan milyonlarca insan var şu dünyada. Eğer kendisini dönüştürmeyi başaramamışsa. Bu da her şeyden önce niyet, sonra da disiplin gerektiriyor. Sadece işe zamanında gidip gelmek, yıllarca o döngü içinde kalabilmekten, önce asistan, sonra müdür, ardından direktör olarak, kariyer basamaklarını adım adım tırmanmaktan bahsetmiyorum. Eğer vizyonunuz yükseldiğiniz pozisyona uymadığında; hayat insanı tekrar düşürmeyi de iyi biliyor. Kişisel disiplinimizi hayatımızın her alanında, tüm ilişkilerimizde sürdürmek, Tanrı misafirlerine kapısını açık tutacak kadar yüksek bir anlayış geliştirmekten bahsediyorum. Diğer türlü, iş dünyasında zemin fazlasıyla kaygan. Bugün yükselir, yarın düşerseniz. Ancak zekanızı ve kişiliğinizi geliştirmişseniz ve davranışlarınızla, sözlerinizle, verdiğiniz sözleri yerine getirmenizle, yıllar boyunca insanların güvenini kazanmışsanız; size yeni kapıları açacak çok insan olur.







Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: