Aslanlar Aslanlarla, Kurtlar Kurtlarla, Kelebekler Kelebeklerle...


Linkedin insanların içini döktüğü, derdini paylaştığı bir ortama dönüşmeye başladı. İş görüşmesinde aşağılanan adaylardan, hakkı yenenlere; hani şu boğazınızda bir boğum olur ve son sözünüzü söyleyemezsiniz, içinizde kalır ya, işte öyle hissedenlerin ''Dünya duy sesimi'' dedikleri bir yer oldu. Duymamak da mümkün mü? Benzer deneyimlere sahip insanların ilgisini hemen çekiyor ve yorumlar birbiri ardına sıralanıveriyor. Kimileri de, hani uzmanlar yapılmaması konusunda uyarsalar da çocuk yetiştirirken bir türlü vazgeçilemeyen; ''Bak o nasıl da çalışkan, kardeşin de böyle, komşunun çocuğu da şöyle'' misali paylaşımlarda bulunuyor: Google'ın ofisleri şöyle, şurası böyle, çalışma saatleri esnekmiş, yöneticileri harikaymış, uzaklarda bir vadi varmış, oranın da maaşları çok yüksekmiş vs...

Gözden kaçan önemli bir şey var:  Google seni işe alır mı?

Dışarıdan imrendiğin, örnek gösterdiğin o işyerlerinin şartlarını sen karşılayabilir misin? Örneğin 20 saat bir odaya kapanarak, kod yazabilir misin? Tüm hayatını bir işe adayabilir misin? Facebook yok, Linkedin'de böyle iç dökmek, gelen her yorumu uzun uzadıya okuyup, cevaplayacak kadar zaman yok...

Aradıkları yetkinliklere sahip misin? Çoğumuz İngilizceyi daha sökemedik, çat pat konuşuyoruz. Global İnsan Kaynakları Endeksi'nde, Türkiye olarak 75. sıradayız. *  Sosyaliz vesselam, ancak sosyal zekada, insan ilişkilerinde nasılız, o da  tartışılır.



Lugat365 projesini çok beğenirim. ''Bazı kelimeler çok güzel'' diyerek, yılın 365 gününe bir kelime seçip; anlamıyla, edebiyattan örneklerle sunuyorlar. Onda da en çok dikkat çeken, fincanları yok satan kelimelerden birisi gıybet, nam-ı diğer dedikodu oldu.

Yüksek bir maaş ve imrendirici bir paket sunan, esnek çalışma saatleriyle işin sorumluluğunu çalışana veren, başarılı işleri ödüllendiren bu işyerleri dedikoduya meraklı, sızlanmaya alışmış bir çalışan profiliyle mi yürüyor acaba?

Daha iyisini istemekte, dünyadan iyi örnekleri araştırmakta yanlış olan hiçbir şey yok. Beni rahatsız eden şikayetler ve insanın kendi gücünü yadsıması. İş görüşmesi süreçlerini yönetmekten aciz, cevap vermeyen veya mevcut çalışanlarını değerli hissettirmeyen işyerlerini savunuyor değilim. Ancak yine de teşekkürü hak ediyorlar. En azından varlığınızı fark edip, görüşmeye çağırmış veya iş teklif etmişler.

Teşekkür et ve ilerle!

Kızarak, söylenerek yanlış yapıyoruz. Zamanımızı da, enerjimizi de, dikkatimizi de, dışarıya boş yere dağıtıyoruz. Onlara teşekkür edip, hayallerimize odaklanmak daha keyifli ve verimli bir yol değil mi? Onu, bunu düzeltmeye çalışmak yerine; şu soruları kendine sormak:

- Değerlerim ne?

- Hedeflerim ne?

- Hedeflerim ve değerlerimle örtüşen, nasıl bir yerde çalışmak istiyorum?

- Bu yerde çalışmak için, benim nasıl birisi olmam gerekiyor?

- Bunun için neler yapmalıyım?

Bu sorular kendi içinde, oldukça detaylandırılabilir. Öze, gerçekten istediğine ulaşana kadar. Örneğin;

''İş güvenliği benim için önemli ve maaşlı bir işte çalışmak istiyorum. Ancak takım elbise giymeyi de sevmiyorum. Sabah trafiği de beni öldürüyor. Bankada çalışıyorum, hiyerarşik ve disiplinli burası. Görünürde uyum da sağladım, ancak bilemiyorum. Bankacı olmak istiyor muyum? Bu işi yapmak için, bir ömür boyu, o takım elbiseyi giymeyi de, her sabah aynı saatte o masanın başında olmayı da göze alıyor muyum?''

Cevap ''evet'' se bu senin kararın. ''Hayır'' sa, o zaman ne yapmak istiyorsun?

Sızlanmaya, söylenmeye, hayata küskün, otoritelere dargın olmaya yer yok bu modelde. Hayatının ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmek kadar özgürleştirici başka hiçbir şey de yok. O zaman hiçbir şey zorunlu değil artık. Kimse sana bir şey dayatmıyor. Senin seçimin, senin tercihin. Hayatın, çevrendeki insanlar, hepsi senin bir yansıman. Mesele senin kim olduğun. Haline razı olabilirsin ya da değişimi seçebilirsin. Aslansan, aslanlarla olmalısın. Ceylansan ve aslanlarla berabersen, uzun ömürlü olmayacağın aşikar.

Aslan değilsin, ancak aslan mı olmak istiyorsun? O zaman bir aslanın gücüne erişene kadar çok çalışmalısın.


* Global İnsan Kaynakları Endeksi
Aslanlar Aslanlarla, Kurtlar Kurtlarla, Kelebekler Kelebeklerle... Aslanlar Aslanlarla, Kurtlar Kurtlarla, Kelebekler Kelebeklerle... Reviewed by Arzu Pınar on Ekim 19, 2017 Rating: 5

Hiç yorum yok