Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Revolutionary Road

10 comments
Tam çevirisinin Devrimci Yol olmasından mıdır bilinmez,
filmin ismini komple değiştirerek, Türkçe'ye "Hayallerin Peşinde" olarak çevirmişler. Oysa Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio'nun baş rollerini oynadığı, 30'larının başlarında, iki çocuklu bir çiftin yeni taşındıkları sokağın ismi olarak geçiyor filmde. Yönetmen Sam Mendes.

1950'li yıllar, kadınlar ev hanımı, ya da mecburen çalışıyorlarsa da sekreter, erkekler aynı tip şapka ve takım elbiseleri giyen iş adamları. Adam işinde bunalmış, kadın evinde; birbirlerini yiyerek hayatı daha da çekilmez kılıyorlar. Kadın hem zeki, hem çekici; kendine bakmayı hiç bırakmamış. Adam da yakışıklı, sekreterler kendilerini onun önüne atıyor. Bu örnek gösterilen çiftin feci sıkıcı hayatı, bir gün işi gücü herşeyi bırakarak Paris'e gitmeye karar vermeleriyle değişiyor. Yüzlerinde gülücükler açıyor, yeniden sevişmeye başlıyorlar. Daha fazla detay vermeyeyim, ama sistemin dışına çıkmamaları için olabilecek herşey oluyor.

Filmde tek aklı çalışan ve insanların bomboş hayatlarda sıkışıp kalmalarını olduğu gibi yüzlerine vuran bir deli.Bir zamanlar matematik dehası, ama 30 elektro şoktan sonra hali yüzünden de anlaşılmaya başlamış çok zeki bir adam. Onunla diyaloglar güzeldi. Diğerleriyle olan sohbetlere içki ve sigara içmeden tahammül edemiyordu çift.

Filmden çok etkilendim. Kadınla erkek arasındaki bu çekişme hep olmalı mı diye sordum kendi kendime. Sonra mutsuzluğun nedenini evliliğe bağlamamak gerektiğini; tamamen insanın yapısıyla ilgili olduğuna karar verdim. İki yarım tam yapmıyor. Kendi içinde tam olabilen, hayatına anlam katabilen bir insan her koşulda mutluluğu yakalayabilir. Yataktaki düşman olarak yaklaşmaz eşine; sevgiyle, şefkatle davranır, bir mucizeymişcesine.

Ama gerçek hayat böyle değil.Yine şu cennettekiler, yoldakiler ve burada, şu anda cehennemi yaşayanlar konusuna geri dönmeyeyim. Ama kişisel dönüşümünü gerçekleştirememiş insanın hayatı çok zor. Godet'i bekler gibi bekliyor mutluluğu. Alkolle, seksle, uyuşturucuyla durdurmaya çalışıyor beynini. Yercesine içiyor sigarayı.

Kadın oyuncu olmayı istemiş, ama yeteneği yok. Adamsa onun kadar cesur değil. Hayalinin ne olduğunu bilmiyor, önüne ne sunulduysa onu kabul etmiş. Kadın zorlamasa değişeceği de yok. Birbirlerinden çok farklılar aslında. Kadın çok mutsuz, oysa halinden memnun olsa, ideal eş rolü onun için biçilmiş kaftan olsa adam da iyi hissedecek kendini. Güvenli hayatıyla, konforlu eviyle, yükselen kariyeriyle, eşine kızdığında yattığı kadınlarla hayattan fazla da bir şey beklemeyecek. Ama kadın sorguluyor ve halinden nefret ediyor.

Paris'e gitmeyi kurtuluş olarak görüyorlar birden. Kadın, Paris ya da başka bir yer olmasının öneminin olmadığını, gitmekle hayata katılacağını söylüyor. İlk üç ay güzel geçecekti belki de. Ama sonra herşey tekrar etmeye başlayacaktı bana göre.

Bana da bu aralar bir arkadaşım "Sana Manhattan havası iyi gelir. Bir gitsene." diyip duruyor. Beni buralardan göndermek mi istiyor diye düşünürken, filmi izlediğimde dank etti. Beni bir kapana kısılmış olarak gördüğü ve bu döngüyü kırmamı istediği.

Kapanlar insanın beyninin içinde. Uzaklara da aynı beyinle gideceğiz.

Filmde iş sahnelerinde düşünmedim değil aslında. Böyle böyle öldürüyorlar insanın ruhunu dedim. Bir de çocuklara üzüldüm. Ebeveynler, eğer mutsuzlarsa aslında bilinç altı çocuklarını suçluyor. Onların ayak bağı olduğunu düşünebiliyorlar. Azarlanan çocuklar, evdeki huzursuzluğu da seziyor üstelik. Ve sonra aynı oyun devam ediyor, nesilden nesile.

Bir çare bulsak mı artık?
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

10 yorum:

Vladimir dedi ki...

Son zamanlarda izlediğime memnun olduğum filmlerden birisi bu. Bir çok filmdeki tamamlanmamışlık hissi bu filmde yok.

Bir yerlere gitmek içinde kalınan, döngüye dönüştüğü farkedilmemiş olağandan uzaklaşıp nefes almak için iyi bir fırsat bence de.

Arzu Pınar dedi ki...

manhatan mı :)

sonu da insanın ca etten candan olduğunu iyi hatırlatıyordu. bazen fazla yıpratıyoruz birbirimizi. sanki hep varız, olacağız gibi.

Abi dedi ki...

ben henüz izlemedim ama izliciimdir...
sevgiler.

"Kapanlar insanın beyninin içinde. Uzaklara da aynı beyinle gideceğiz."
manhattan'a da gitsen yerinde de kalsan mutsuzsan mutsuz mutluysan mutlu olursun..bence...

Arzu Pınar dedi ki...

ben de seninle aynı fikirdeyim Abi.kısa süreli, herşeyden uzaklaşmak iyi gelse de, sonrası aynı çıkmaz sokak.

Üfürükten Prenses dedi ki...

kate w'in çok yol aldığını düşünüyorum..

izlemek istiyorum am henüz izleyemedim,güzel bir tanıtım olmuş :)

Arzu Pınar dedi ki...

:) dimi, güzel tanıtıyorum. bari reklam babında bir gelirim olsa buradan.

evet, süper yol aldı. ama çok ta bilinçli olduğunu düşünüyorum, yönetmen eş, seçtiği ağır yapımlar.
unutulmazlar arasına girecek herhalde.

eğreltiotu dedi ki...

dünyadan bihaber miyim dedim yazıyı okurken. izlemeliyim ilk fırsatta.

Arzu Pınar dedi ki...

:) yeni başladı film. bu ara sezon güzel Allah tan.

Hayalbemol dedi ki...

Aile içindeki dramatize olayları olağan bir şekilde ilzeyiciye sunan getiren güzel bir filmdi.

Arzu Pınar dedi ki...

evet, sonu fena çarpıyordu.