Şu sıralar bu soru ara ara aklıma gelip duruyor. Aslında benim cevabım net: Birey. Yine de sadece kendi eksenimde kalmak tatmin etmiyor.Farklı bakış açılarını da merak ediyorum.
Dikkatimi iş dünyasına çevirdim ne zamandır. Babamı kaybettiğimde, tamamen içe dönmüş ve hayat, varlık, yaşam döngüsü hakkında düşünür, araştırır olmuştum. Zamanla acısı hafifledi ben de hayatın doğum kadar ayrılmaz parçası olan ölümü kabullenir oldum herhalde ki, yeryüzü olayları tekrar dikkatimi çekmeye başladılar. Dikkat çeken olayların başında elbetteki iş yine ilk sırayı alıverdi.
Şirketlerdeki insan ilişkileri, yükselme hırsı, kazananlar ve kaybedenlerin oyunları, "doğru" nun ne olması gerektiği gibi konularla daha çok ilgilenir oldum.Şimdiki patronumla hayatımın çakışmasıyla da; bir süre önce kimbilir belki de gizli bir kibirle hepsini birbirinin aynı nitelendirdiğim iş ve kişisel gelişim kitaplarının değerini bilir oldum. Defalarca okuyordu ve ona göre bilgi altın değerindeydi. Ben de okumaya başladım. Şu sırada da Dale Carnegie'nin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı kitabını okuyorum ve kesinlikle geyik değil.
Gözlem ve önsezilerim beni yanıltmıyor. Adımımı attığım yerde, kimde başarı ışığı olduğu, kimin sadece durumu kurtardığını anlamaya başladım. Bazen bir topluluk, aralarından en parlak olanın ayağını kaydırabiliyor. "Mobbing" deniyor adına. Ya türlü iftiralarla üst düzeyin gözünden düşürüyorlar, ya da o kişiye "şeytan görsün yüzünüzü" dedirtene kadar ellerinden geleni yapıyorlar. Giden gidiyor, kalan sağlar hep birlikte, aynı çukurda çırpınmaya devam ediyor.
Sık sık düşündüm. Çok değerli bir kişi için, bir şirketin tüm çalışanları gözden çıkarılmalı mı? Ya da kimin kalıp, kimin kalmayacağını oradaki genel ortam mı belirlemeli?
Özellikle çok yetenekli ve normal zekanın üstünde kişiler, insan ilişkilerinde zaman zaman sivri olabiliyorlar. Yıkama yağlama durumlarına girmiyor, eleştirilerini paylaşabiliyorlar. Oysa Dale Carnegie kitabında başarılı ilişkiler için özellikle vurgulamış: "Eleştirmeyin. Asla".
Birini karşınıza almanın en kestirme yolu, onu, işini, yürüdüğü yolu eleştirmek. Ben bunu geri bildirim olarak düşünsem de, genelde o kişinin egosuna dokunuyor ve söylediğiniz ne kadar doğru olursa olsun; savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Tepki göstermeyenler, üstünde düşünüp, teşekkür edenler oldukça nadir. Ya ciddi eğitimlerden geçip, gülümseyen bir maske ardından, otomatik tavır sergiliyorlar. Ya da gerçekle sahtenin ayrımını gören, hayatta yol almış, kendiyle barışık kişiler oluyorlar ki, onların oranı gerçekten çok az.
Dolayısıyla iş dünyası da sahte övgüler, sahte gülüşler, sahte yüzlerle doluveriyor. Bu durumda kaybeden kim olacak? Patron, yönetim ya da hepimiz mi?
"Körler, sağırlar birbirini ağırlar" sözünü çok seviyorum. Mesele topluma uymak için bazı duyularınızdan feragat edecek misiniz, ayrık otu olmaya devam mı edeceksiniz?
İKİ
-
Yaşadığı hayalkırıklığının tarifi yok. O da bunu anlamış olmalı ki anlatmak
yerine kafasını kaldırmadan sessizce ağlıyor. Gözyaşları damlıyor sürekli
önünd...
5 saat önce




