twitter
    "Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir." Mevlana.

Haftalık

Selam arkadaşlar,

Yeni iş derken, haftalardır giremedim bloga. İşe başlamadan önce çok haraketli geçti. Bir sürü evrak toparlamam gerekti. Mezun olalı 10 yılın üzerinde olmama rağmen, diplomaları okulda bıraktığımdan, tek tek tüm okullara gittim. Biraz şark işi oldu açıkçası, önce gel dediler, sonra dilekçe yaz, "kaybettim, hükümsüzdür" diye gazete ilanı ver, yarın gel... Sıcaklarda şehrin bir yanından, diğer yanına koşturmanın ayrı bir tadı oluyor tabi. Nüfus Müdürlüğü'nde saatlerce beklemeyi de hafife almamak lazım.

Gerçekten bu ülkede, halka verilen hizmetlerin yeni baştan düzenlenmesi gerekiyor. Niye saatlerimizi kuyruklarda harcayalım ve üstüne üstlük memurlar tarafından azarlanalım?

İşten çok fazla bahsetmeyeceğim. Garip değil mi, insanın içini buraya dökmesi. Kimi zaman aşklarını, kimi zaman içinde çözümleyemediği ama anlatmazsa da boğulacağı konuları burada herkesle paylaşması. Mahremin sınırlarını zorlarcasına. Benim mahremim de iş sanırım.Çok nadir değindim, onda da yaşadıklarımdan çok, çıkarımlardan bahsettim. Buna da devam edeceğim sanırım. Gerçi paylaşmayı ve öğretmeyi seven bir patronum var. "Patrondan Notlar" tutmaya karar verdim. Her gün yeni ne öğrendiysem not alacağım, ama deftere. Sonrasında toplu paylaşırım belki.

İnsan tüm gün işte olunca, akşam da bilgisayar başına geçmiyormuş. Genelde sahile iniyorum. Ev yemekleri yapan Evce diye bir yer var. Zeytinyağlılarla hafif geçiriyorum akşam yemeklerini ve 2 haftada 5 kilo gitti. Değişik bir diyet bu, tamamen evde yemek yapmamak ve dolabı abur cuburlarla doldurmamak üzerine. Sınırsız yediğim için, elimin altında bir şeyler olmaması gerekiyor. Bir süre dışarıda yiyeceğim, ama fast food ya da iskenderleri değil. Ev yemekleri ile kilo verebiliyor insan.

Hala tombidik olsam da, 5 kilo vermek te çok rahatlattı açıkçası. Şu son haftalar bol miktarda iş kıyafeti almakla geçti. Zaten var bir sürü, ama dar geliyorlar. Üstelik insan yeni şeyler giymek istiyor ve bu kolaylıkla saplantı haline gelebiliyor. "Aman şurada da indirim varmış, bu ayakkabıyı kaçırmayayım, seneye çok pahalı olur. Şunun da fiyatı çok iyi. Tanrım, bu takım harika" derken; şirketten aldığını giysiye veriyor insan. Farkındayım durumun çarpıklığının, ama uzunca bir süre kendimi tutmuştum alışveriş yapmamak için. Biraz keyfe izin verebilirim değil mi?

Yeni, yeni, yepyeni.

Ne zamandır yazamadım, günübirlik seyahatlerle yoğun geçti şu son günler. Şimdiki yazının da özel bir konusu yok aslında. Yaz mevsiminin özellikle de sıcakların insanın yazma isteği üzerinde 0lumsuz bir etkisi var mı bilmiyorum. Her ne kadar iki kelimede de "yaz" geçse de, zihnim bunu bir komut olarak algılamıyor olmalı ki içimden ne yazmak geliyor, ne de bilgisayarın başına geçmek. Yazmayı aksatsam da, bir işgörüşmesinden aldığım ilhamla yoğun bir şekilde iletişim, pazarlama ve yönetim kitapları okumaya başladım.Blogları takip etmekten, kitap okumaya da ara vermiş, sadece sevdiğim yazarların romanlarını okur olmuştum. Ama bir soruyla, hem de çok üst düzeyden gelen "okumayı sever misiniz? kimleri? peki ya mesleki konular?" hayata döndüm.Drucker, Kotler, Guy Kawasaki...Çarşamba da başlıyorum o işe. Yenilik, değişiklik insana başta zor gelse de, muhakkak hayatın bir parçası olmalı. Yeni insanları tanımak, insanın kendi içine doğru açtığı bir kapı aslında. Her yüzde, kendimizden bir parça görerek, o zamana kadar hiç bilmediğimiz ama içimizde saklı olan bir alanı ortaya çıkararak, yaşamak ne keyifli.

Eskisi kadar sık olmasa da, buraya kısa kısa yazmaya devam edeceğim. Zaten duramam ben, içimde de biriktiremem. Akşamları, günün sıcağı azılmış ve gecenin sessizliği başlamışken laptopımla balkonda blogları takibe de devam ederim, eminim.

Bu pazar da çok sıcak, kedim uzanmış her zamanki gibi beyaz kanepemde uyuyor. Ben de birazdan çıkıp, iş kıyafetleri alacağım. Ceketler, etekler, dar ayakkabılar. Seviyorum o dünyayı.

Güzel Olan Kim Belli Ama

Geçende kuzenimle klasik aile gezimizi yaptık. Önce teyzeme uğradık, sonra dayımı ziyarete İzmit'e gittik. İzmit'te outletler var, kuzenim alışverişi çok seviyor.Daha üniversitede okulun yıllıklarını basıp, bizim salonda kurutmakla başladığı işini çok büyüttüğünden dünyayı bile alabilecek duruma geldiğinden, bir sürü giysi de satın alabiliyor haliyle. Ama şans dükkanlar da ona gülüyor olmalı ki, 400 liralık deri ceketi kart promosyonu olarak aldı bedavaya. Benim de nefs kontrolü yapasım geldi, malum çok kazanmıyorum bugünlerde. Hiç bir şey satın almadım. Neyse blogun konusu alışveriş değil. Kadın mı güzel erkek mi?

Tabi ki kadın cevabı biliyoruz. Ama benim içten içe kadınları küçümseyen kuzenim erkeğin daha güzel olduğu konusunda ısrar etti. Doğada da öyleymiş; tüm hayvan türlerinde erkekler daha gösterişlilermiş. Kuzenim de erkek bu arada. "Şimdi dünyada fiziksel çekicilikleri tescillenmiş ünlülere bakalım. Monica Belluci mi daha güzel George Clooney mi?" diye sordum. "Neye baktığına bağlı" dedi. Kadınlarda cilt desen kaymak, bacaklar desen sütun. Dudaklara neredeyse ben bile tav olacağım. Konuyu erkek güzelliğine getirdi. Eskiden daha ortadaymış, Roma'daki heykellere falan dikkat çekti. Gerçekten de Davut heykelleri erkeklerin de güzellikten pay aldıklarının kanıdı gibi. Ama fazla da yok ortada öyleleri değil mi?

Neyse tüm hayvan türlerinin aksine, insanlarda kadın daha güzel.Yine de kuzeni mi kıracağız. Hem ne zamandır haftanın güzelleri yayınlanırdı bloglarda; dünyadaki kadını fiziksel nesneye indirgemeye çalışan kültüre nispet yaparcasına. Cesur ve değişimden yana kadınlar tepkilerini benzer ama nesnesi değişmiş şekilde gösterir, erkekleri "üf yavrum o kalçalar senin mi?" sözlerinin hedefi yapmaya yeminliymişcesine bloglarında birbirinde cilveli erkek pozlarına yer verirlerdi, şimdi yaz tatiline mi girdiler nedir? Ne zamandır göremedim hoş bir erkek resmi. Neyse hem kuzenin hatırı, hem de boşluğu doldurmak adına cuma güzeliyle noktalayalım yazımızı. Bir de fikirlerinizi alalım tabi: Erkek mi daha güzel, kadın mı?


Küçükken "anneni mi daha çok seversin, babanı mı yavrucum" sorusuna bilsem hareket çekerdim, şimdi onu hatırladım ama neyse. Sorduk bir kere.

Bu arada ben 16 yaşındaykene, fotoğraftaki çocuğa benzeyen İsveç melezi biriyle çıkmıştım. Şimdiki gibi kesat değildi o günler. Ah, ah.

Erkeklik ve kadınlık meseleleri

Dün akşam bir vakıf yemeğine katıldım. Havuz başında, hoş bir ortamdı, ama bir paşazade işlerini tamamlayamadığı için tek başınaydım. Alışığım bilimum sosyal ortamlara yalnız katılmaya. Beni yuvarlak bir masaya oturtular. Bir grup bey geldi, 70, 80'lerde yaşları. Birisi çok ünlü bir fizik profesörü, Quantum fiziği üzerine kitapları var. İsim ve sima olarak tanıyordum, kalkıp yanına gidip, elini sıktım. Ayağa kalkınca diğerleriyle de tek tek tanıştım. Sohbet seviyesi çok iyiydi, zaten bilgiye taparım. Anlattıklarını ağzı açık dinledim. Gece ilerlediğinde, beylerden birisi çok nazik; kadınların kimse için kalkmaması gerektiğini söyledi. "Hocan, öğretmenin olur, saygıdan kalkarsın, ama o kadar" dedi.Önce bana özel mesaj olarak almasam da, sonra küçük bir ders vermiş olduğunu anladım. Amca nereden bilsin uzun zamandır masaya garsonu hep benim çağırdığımı, randevulara dolmuşa atlayıp gittiğimi, her seferinde hesabı paylaşmayı teklif ettiğimi.

Çevreme baktım, zarif bayanlar, çoğunun eşi var. Üzerimde gri saten gömlek, altında gri kumaş pantolon, bir kravatım eksik. Gerçi büyük kırmızı küpeler ve kırmızı rujla dengelediğimi düşünmüştüm ama, diğer bayanlar ya mini etekli, ya da straplez elbiselilerdi. Saçlar kabartılmış, makyajlar yapılmış. Neşeyle, cilveyle dans ediyorlardı. Masadaki beyler kibarlıktan beni de dansa kaldırmayı teklif ettiler, ama içimden pek gelmedi pistte salınmak. Gençlerden uzaktan kesen bayağı oldu yine her zamanki gibi, ama yaklaşmadı hiç biri.

Kadın olmak... Ne özel bir durum. Özen gösterilen, kollanan. Öyle ki, kimsenin ayağına gitmeyeceksin, masada kalkmayacaksın, erkekler yol verecek, sigaranı yakacak falan. Acaba bu kurallar artık topyekün kalktı mı? Evde bir davet verdiğimde eli boş gelen herifler, arabası olduğu halde bir zahmet eve bırakmayanlar, "senin için herşeyi yaparım" diyip, hep ayağına çağıranlar... Bunlar insana kadın olduğunu unutturuyor. Ya da ben çok çirkinleştim yıllarla birlikte. Aslında gerçek erkek; çirkin güzel bakmadan, her kadına aynı zerafetle davranır. Ve her kadın hayran kalmak ister karşısındaki erkeğe; gücünü hisstmek ister. Hesabı öderken, "bu karı da verir mi, boşa para harcamayayım" düşüncelerini okumak istemez bön bakan gözlerden.

Erkeklerin de "niye hep biz ödeyelim, ilgi gösterelim" dediklerini biliyorum. Ama ben eski adetleri seviyorum sanırım. Yeniler erkekçe gelmiyor.

Bir yandan tek başıma ayakta durmak ve her işimin sorumluluğunu üstlenmeyi seviyorum. Klasik güçlü kadın sendromu. Diğer yandan ilgilenilmek, el üstünde tutulmak istiyorum. Galiba her kadında olan bir şey sanırım bu. Güvenmek, bir erkeğin omuzuna yaslanmak ve onun yanında hiç bir şey düşünmemek.Bu zayıflıktan değil, çünkü kadınların çok güçlü olduğunu biliyorum. Ama dişiliğinin, güzelliğinin, ruhunun yansımasını görme ihtiyacından olabilir.

Yansıma, aslında aradığımız bu.

Huuuu Eros Nerdesin?

Sevgili Eros,

Yüzünü görmeyeli, oklarından yemeyeli bir hayli oldu. Kendi aşk hayatımın derdine düşmüş değilim, inan bana, ben seni merak ediyorum. O güzelim kanatlarını, sevimli tombul yüzünü özledim.Bir şey mi geldi başına, yayını bir yerde, okunu başka bir yerde unuttun da, insan içine mi çıkamaz oldun? Yoksa onca insanın başına aşk belasını saran sen bir kara sevdaya tutuldun da, gün be gün erimekte misin?

Sonra geçende senin kulaklarını çınlattık bilir misin? Dedi ki Dücane Bey, "Batılılar Eros'u çıkardı.Ok atarmış, her iki taraf ta aşık olurmuş. Bizim geleneğimizde erkek aşıktır, kadın maşuk.Aşık seçen değil, seçilendir."

Hadi gel de anla şimdi. Kadınlar aşık olmuyormuş. Biz büyülermişiz, çekermişiz.Aslında tantraya göre de ilişkiyi başlatan kadındır. Yani peşinden koştum, kandırdım vs demesin erkekler. Kadın istediğinde adam giriyor kapsama alanına, istemezse gidiyor. Bu kadar basit. Ama biz yufka yüreğimizden olsa gerek, adamın başına başına kakmıyoruz, kendisi hakkındaki şüphelerimizi. "Senden adam olmaz olum, git başkası beğenir belki seni" demiyoruz açık açık. Herşey enerjisel bağlamda oluyor.

Ama yine de ben şu maşuk işini anladıysam arap olayım. Çok net biliyorum, aşkımdan şeşi beş gördüğümü. Sadece ondan bahsettiğimi ve arkadaşlarımı sıkıntıdan baydığımı. Tabi bir zamanlar, hatta çok çok eskiden. Senin yüzünü gören cennetlik artık.
Canım Eros'um, varsa bir sıkıntın haber et bizleri de. Yoksa da gel hemen. Bu yazı yalnız geçirtme bizlere.Bir de şu aşık-maşuk olayını biliyorsan, bir anlatıver. Ne de olsa konunun uzmanı sensin. "Kadın aşık olmaz, olunur" ne demek oluyor, bir de sen anlatıver, olur mu?

Öptüm canım. Kedim Ada'nın da selam var.
Arzu

Meraklı Melahat'tan Sorular

Sigara gibi insan sağlığı için zararlı ürünler için çalışır mıydınız? Ben profesyonelim, paraya bakarım mı dersiniz? Ya da kesinlike olmaz dediğiniz sektörler var mı?
Cevaplarınızı gerçekten çok merak ediyorum.