Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Bırakmak, Dişilik ve Liderlik

Leave a Comment
Bu hafta izlediğim en güzel filmler Mandela'nın hayat hikayesini anlatan ''Özgürlüğe Giden Uzun Yol'' ve Maymunlar Cehennemi'ydi. Son bir kaç yıldır, liderlikle yakından ilgileniyorum. İzlediğim filmler, okuduğum kitaplar bile içinde liderlik geçiyorsa daha çok ilgimi çekiyor. Her iki filmi de liderlik dersi gibi olmalarından dolayı çok beğenmiş olmalıyım.

Mandela zaten hayatıyla, duruşuyla, yarattığı değerle dünyanın en önemli liderlerinden birisi. Ancak beni en çok etkileyen, 27 yılını hapiste geçirmesine yol açanları affedebilmesi. Zindandan dingin, öç almak istemeyen, hedefine odaklı ve gerçek bir lider olarak çıkabilmesiydi. Mandela, öğreten, doğru yolu gösteren birine dönüşürken; eşi mücadeleci, hırslı, kindar birisi olmuştu. Erkekleşmişti. Nitekim anlaşamadılar ve Mandela'nın hapisten çıkmasının ardından, bir kaç yıl içinde boşandılar.

Pek çok kişi haksızlığa uğruyor, sevdiklerini kaybediyor. İşinden, sağlığından, toplumdaki konumundan oluyor. Pek çoğumuz türlü yaşam derslerinden geçiyor ve tamamen yıkılmadıkça, bir şekilde devam ediyoruz. Ancak mesele yaraları iyileştirebilmekte. Kimimiz kırgın ve acılaşmış oluyor, kimimizse daha güçlenmiş, anlayış seviyesini yükseltmiş. Gerçek başarı ikincisini becerebilmek. Toplum tarafından kabul görmüş başarı kriterleri; çok para, iyi bir mevki, üst düzey yaşama koşulları, güzel veya güçlü bir eş, mutlu çocuklar değil. Bunlar Hollywood'a ait bir dünya. Gerçek dünyada, başarı bana göre kendini kime dönüştürdüğün.Nefretin içini kaplamasına izin mi verdin? Sana daha fazla acı vermemeleri için kendi duvarlarını kendin mi ördün? Sen de mi bir zorbaya dönüştün?

Ya da bırakmayı başarabildin mi? Öfkeni, nefretini, kinini...

Maymunlar Cehennemi'nin bir önceki filminde, bir liderin doğuşunu izlemiştim. Şafak Vakti'nde o lider, Caesar artık olgunlaşmış.Geçen filmden bu yana o da öfkesini dindirmiş, ailesini kurmuş, oğlunun ergenlik sorunlarıyla baş etmeye çalışan bir babaya dönüşmüş. Gücünden hiç bir şey kaybetmemiş, bilge bir lider profili çiziyor. Maymunların huzur içinde yaşamasına önem veren, dolayısıyla savaş istemeyen, barış yanlısı bir lider. Ancak şartlar, özellikle de Koba isimli bir maymunun entrikaları onu savaşa sürüklüyor. Bu arada eril bir film Maymunlar Cehennemi. Maymunlar tarafında kadın doğurgan, korunmaya muhtaç. Ancak sevgisiyle güçlendiren. İnsanlar aleminde kadın erkeğin yanında konumlandırılmış. Yine de ana kahraman değil,  esas adamın eşi, ancak doktor, mesleği var.

Maymunlar Cehennemi'nin yazarı da liderlikle yakından ilgilenmiş olmalı. Karakterlere de belli ki etkilendiği liderlerin ismini vermiş. Caeser, Sezar'dan gelebilir.Filmin kötü karakteri, Koba de Stalin'in takma adıydı.Asi, boyun eğmez kelime anlamı da.

Liderlikle ilgilenen herkese ders niteliğinde Maymunlar Cehennemi serisi. Kesinlikle tavsiye ederim. Maymunlar bu ara çok sık karşıma çıkmaya başladı. Arnold Ludwig'in ''Dağın Kralı; Siyasi Liderliğin Doğası'' isimli kitabını okuyorum.Kitapta maymunların davranışlarından örneklerle, siyasi liderlerin portreleri anlatılıyor. Dominantlıkları, çevrelerine nasıl üstünlük sağladıkları. Maymunları insanlardan aşağı görmemek lazım, lakin antropologlar insanın davranış kalıplarıyla, maymununkiler arasındaki benzerlikleri çoktan kanıtladılar. Dolayısıyla siyasi liderleri maymunlarla karşılaştırmada bir aşağılama söz konusu değil.Bilimsel bir yaklaşımla ele almış konuyu Ludwig. Hem maymunlarda, hem de insanlarda liderlerin daha çok dişiye erişim hakkı oluyor. Testesteron seviyeleri daha yüksek gibi bilgileri okuyorsunuz. Kaç liderin hapse girdiği veya sürgüne yollandığı ve bunun ileriki politik başarılarına etkilerini verilerle görebiliyorsunuz. Son yüzyılın liderlerini askeri zaferler, toprak kazanma, sosyal yapılanma, toplumun doğasını değiştirme, ekonomik başarı  gibi kriterlere göre değerlendirmiş. Tamamlaması 18 yılını alan bu kapsamlı çalışmada tahmin edin, 119 ülkenin, 1941 lideri arasından 1. sırada kim çıkmış?

Ludwig, onu, Atatürk'ü sadece yüzyılın en büyük lideri değil, dünya tarihinin ölümsüz liderleri arasında da gösteriyor. Ludwig'in siyasal büyüklük endeksi çok başarılı bir çalışma ve siyasi liderliğin doğasını gözler önüne seriyor. Son yüzyılda kadın liderlerin azlığıysa dikkat çekiyor. Maymun gruplarında olduğu gibi, toplumumuzda da liderlik hala eril bir durum. Kadın liderlerin bile %75'i baba veya eşle olan bağlarından faydalanmış. Ancak eril dünyanın içinde bulunduğu durum da ortada. Doğal kaynaklar tükeniyor, savaşlar devam ediyor, kadınlar mutsuz, Doğa Ana mutsuz. Bundan dolayı artık sağ ve sol beynin dengesinden, empatiden, erkeklerin de dişi özelliklerini geliştirmelerinden bahsedilmeye başlandı. Siyasete henüz yansımasa da, iş dünyasında Yönetim Kurulları'nda kadınlar yerlerini almaya başladılar.

Önümüzdeki yüzyılda siyasal büyüklük endeksine bir krtiter daha eklenebilir ki bu da empati, anlayış gibi tamamen dişil özelliklerle ilgili olabilir. Büyük liderlerin sadece testesteron seviyeleri yüksek, gruplarının en heybetlilerinden olduklarına inanmıyorum. İnsanların gönüllerine dokunabilen, umutlarını, özlemlerini anlayan, dinleyebilen, affedebilen, güçle şefkati dengeleyebilmiş kişilerdi. Etkileyerek, peşlerinden sürükleyenler de vardı aralarında çünkü, sadece korkutarak değil. Bu da dişil taraflarıyla barışık olduklarını gösteriyor. Güçsüz görünmemek için bu özelliklerini göstermemiş olabilirler, ancak sözlerinden, geride bıraktıklarından anlayabiliyoruz. Her şeyden öte, liderlik kendini oluşturma, yeniden doğurma sürecidir. Dolayısıyla dişildir.

İnsanları,  maymunlardan ve diğer hayvanlardan ayıran özellik olarak iletişim kurabilmeleri gösterilirdi. Hayvanların da kendi aralarında iletişim kurabildikleri kanıtlandı, ancak insanlar kadar gelişemediler. Dolayısıyla kendimizi çok da ileride görmeyelim, ''sosyal hayvan'' olarak tanımlanıyoruz sonuçta. Ancak hayvanlar aleminden ikinci bir farkımız olacaksa o da grup dinamiğimizde olabilir. Hayvanlar aleminde lider en güçlü, gösterişli, testesteronu yüksek olarak kalırken; bizler artık dişil özelliklerimizle barışabiliriz. Uzun bir yolun ardından, özgürlüğümüze doğru adım atabiliriz.
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: