Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Pantone 638 C

3 comments

Mavi gökyüzünün ve okyanusların rengi olmasına rağmen; özgürlüğü, büyüklüğü çağrıştıracağı yerde hüznün rengi olmuştur. Blues müzik adını maviden alır, siyahların başkaldırılarını, çektiklerini dünyaya duyurur. Blues tınıları bize eğlenceli gelse de, dünyada arabeskle eş tutulur. Blues da içinde bir parça acı barındırır, mavi de... Ben de bu aralar biraz maviyim. Hüzünlü diyemem tam olarak.Ama renk kartelasından Pantone 638 C, gri-mavi karışımı, artık ne anlama geliyorsa...

Sürekli çalışıyorum. Hem günlük konularla meşgulum, hem de işimizi nasıl geliştirebiliriz diye yenilikler ve yaratıcı projeler peşindeyim. Buna işim gereği oradan oraya uçuşan kelebek misali networking yapmak ve etkinliklere, konferanslara katılmak da eklenince bana fazla zaman kalmıyor. Yakınmıyorum, girişimci olmayı ben seçtim. Şirketlerde yaşananları, insanları ne kadar kolay harcadıklarını gördükçe de, iyi ki kendi yoluma gitmişim diyorum her seferinde. Elimden geldiğince destek vermeye çalışıyorum. Kah mentorlukla, kah birileriyle tanıştırarak, güzel ve değerli insanların yanlarında olmaya çalışıyorum. Ben bu desteği görmemiştim, o yüzden değerini çok iyi biliyorum. Günün sonundaysa aklımda hep şu oluyor: İyi ki kendi işimi yapıyorum, biriyle anlaşamasam, diğerleri gelir. Sadece belli insanların insiyatifine kalmıyorum. Bunun bir bedeli varsa, belirsizlikle başetmek, çok çalışmak, çok koşturmaksa; ona da razıyım.

Özetle bana göre bir sorun yoktu ortada, ancak mavilere gömüldüğümü geçende yaptığım bir telefon konuşmasında anladım. İç iletişim bölümümüzde yurt dışından bir ortağım var. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, kendi şirketlerini kurarak, faaliyet gösteriyorlar. Türkiye'de benim aracılığımla; tek temsilcileriyim. Burada bulunmayan dijital ve mobil aplikasyonları olduğu için de aslında çok şanslıyım. Gerçi başlarda tanıtması ve anlatması zor oldu, ancak şimdi büyük müşterilerimiz olmaya başladı. Şirketin CEO'suyla irtibattayız, yani beni çalışanlarına delege etmemesi ve kendisinin birebir ilgilenmesi de başka bir şanslı durum. Hızlı ilerleyebiliyoruz. Tekliflerde vb. mailleşip, duruyoruz. Hollandalı, keyifli, rahat. Ancak hırslı da, işinin peşinde, müşteri odaklı.Onun da ajandası dolu.Görüşmek için çok öncesinden günü belirledik.Tabi ben görüşmeyi telefon konuşması sanınca, o da Skype önünde bekleyince bir gün sonrasında ancak gerçekleştirebildik. İlk sorduğum soru şu oldu: Sorun nedir? Yüzünün ifadesini unutmayacağım. Neden bir sorun olduğunu düşündüğümü sordu garip bir bakışla. Verdiğim cevabın garipliği de aşağı kalmadı.''Çünkü konuşuyoruz'' dedim.

Sorun yokmuş. Yeni ve güzel bir satış yapmıştık, konuşmak istemiş. Çok normal değil mi? Beynimin nasıl koşullanmış olduğunu o zaman anladım. Mentorluk ve koçluk çalışmalarında, insanları bu koşullanmaların dışına çıkarmaya çalışırız. Alışık oldukları düşünme tarzlarının, hep kullandıkları otobanların dışına. Ve ben de de o otobanların birindeydim işte. Eğer konuşacaksak, ortada bir sorun olmalı, değil mi? İşin ironisi de şurada ki; ben bir iletişimciyim. Gerçi hiç bir zaman çok yetenekli bir iletişimci olduğumu iddia etmedim. Tam aksine insan kendi söküğünü dikemiyor. Devirmiş olduğum çamları da en iyi ben bilirim. İletişimi öğrenmek için bu mesleği seçmiş olmalıyım.

İnsanlar konuşur ve anlaşırlar. Ancak öyle bir koşullanmışım ki, konuya ''sorun nedir'' diyerek başlıyorum. Bir başarının ardından, kötü bir olay olacağını sanıyorum ve bunu çevremdeki insanlara yansıtıyorum.

Çevreme baktığımda, salonuma; turkuaz bir halı, turuncu yastıklar ve beyaz kanepelerle; neşeli bir ortamı var. Orkidelerim çiçek açmış, balkonuma da beyaz ve çingene pembesi sardunyalar aldım. Üstümde de aynı pembeden, yazlık bir elbise var. Ortada endişe edecek hiç bir durum yok. Her şey kafamda, zihnimin otobanlarında. Otabanı Pantone 638 C'ye boyamışım sanırım.
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

3 yorum:

K. Özgür Yaşa dedi ki...

Bu sınırlı renkgörme olayı bana da olur. Hayat renkliyken bir tarafta ben sanki bir renk atlıyor veya az renk görüyorumdur. Demek otobanda kalma sorunuymuş. :)

K. Özgür Yaşa dedi ki...

Bu sınırlı renkgörme olayı bana da olur. Hayat renkliyken bir tarafta ben sanki bir renk atlıyor veya az renk görüyorumdur. Demek otobanda kalma sorunuymuş. :)

Arzu Pınar dedi ki...

Evet, maalesef öyle. Kendi otobanımızın rengi. Bu ara sizde renkler Galatasaray tarafında sanırım :) Fotoğraftaki Tril'lerin renkleri de öyle.