Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Korkusuzluk

2 comments
Tanrılar Okulu kitabının yazarı Stefano D'Anna'yı dinledim bu hafta. Stefano D'Anna İtalyan, yurt dışında yaşıyor, ancak ülkemize sık sık geliyor. Bazen kitabının tanıtımı, bazen de liderlikle ilgili konferanslar için. 6-7 yıl önce kendisinin bir eğitimine katılmıştım. O sıralarda kitabını yeni okumuştum ve benim için yeni, inanılmaz ve güçlü bilgilerle doluydu kitap. Her şeyden önce hayatımızdan tümüyle sorumlu olduğumuzu söylüyordu. Yaratma gücüne sahip olduğumuzu, imgeleme gücüyle geleceğimizi şekillendirdiğimizi. Sonradan bu görüş tarzı Sır gibi kitaplarla kitlelere yayıldı. ''Düşle, olsun''... Hayal kurmak hem çabasız, hem de maliyetsiz. Kitaplar çok sattı. Hayaller gerçek oldu mu, orası meçhul.

Stefano'nun duruşu ise diğerlerinden farklıydı. Öğretisini kendi hayatı ve iş dünyası ile birleştirmişti. Girişimciler, liderlerden örnekler veriyordu. Bir işletmenin başarısı liderinin kişisel bütünlüğüyle doğru orantılıydı. Lider korkusuz olmalı ve içinde en ufak bir çelişki bile bulundurmamalıydı. Bu ise hiç te kolay ve çaba gerektirmeyen bir durum değildi. Evet, bu öğretide de her şey bir düşle başlıyordu. Ancak düşlemek ve o düşün gerektirdiği kişiye dönüşebilmek, müthiş bir irade, kendini gözlem gücü ve  tüm korkularınla yüzleşmeyi gerektiriyordu.Aksi halde başlangıçlar hedefe ulaşmıyor, insan gerçek potansiyelini gerçekleştiremiyordu.

Konuşmasında güzel bir örnek verdi Stefano. ''Hiç elleri titreyen bir lideri takip eder misiniz?" diye sordu. ''Kimse korkakların peşinden gitmez.'' dedi. Oysa korkusuz olmak bir insanın en çok korktuğu şeymiş. Çünkü her şeyden önce korkularımızla birlikte yaşamaya alışığız. Onlarsız hayatın nasıl olduğunu bile bilmiyoruz. Korkularımız bizi güvenli sınırlar içinde tutuyor, fazla açılmıyoruz. Oysa içimizden birileri kimselerin cesaret edemediği şeyleri yapabiliyorlar. İlk adımları atıyor, düşseler de yılmıyor, yeniden ayağa kalkıyor ve devam ediyorlar. Hiç korkmadıkları için değil, korkularına rağmen devam edebildikleri için başarıyorlar. İnsanlığa önderlik ediyorlar.

''Lider'' dediğimizde aklımıza hep CEO'lar, devlet başkanları vb. gelse de; liderlik konumla, koltukla ilgili değil. Bir birimin müdürü, hatta kimseyi yönetmeyen ancak bir işten sorumlu olan herkes lider. Günümüzde iş hayatı  bunu gerektirse de,  hala çoğu işletme geçmişin korku kalıplarıyla yönetiliyor. Kendisinden daha yetenkli birini işe almaktan çekinenler var, ya yerini kaparsa. Oysa lider iyi bir ekiple daha başarılı olacağını bilir.Korkmaz. Riskli kararlardan uzak duruluyor, ya kabak başlarına patlarsa. Oysa lider risk almaktan çekinmez, bahanelerin, istatistiklerin, genellemelerin arkasına sığınmaz.Eller korkudan titremiyor belki ancak gözler endişeli bakıyor. Böyle kişiler, mevkileri ne olursa olsun lider değiller. Takip edilmiyor, adam yetiştiremiyor, mucizevi işler başaramıyorlar. Koltuğu belki koruyabilirler, ancak hayattan gerçekten tat alabilirler mi?

Korkusuzluk sadece lider olmanın ilk koşulu değil, hayatın hakkını verebilmenin de olmazsa olmazı. Bunun yolu tüm korkularımızı tek tek yaşayarak, yıkılmadığımızı birebir deneyimlemekse işimiz gerçekten çok güç.Ancak ben başka bir yöntem bilmiyorum. Hepsini tek tek fark etmeli ve benliğimizde şifalandırılmamış bir hücre bile bırakmamalıyız. Bunu başarabilirsek ki; bu hem bizim hem de insanlık adına çok büyük bir adım. Korkuların ardından, geçmemiz gereken, ikinci büyük tuzak karşımızda duruyor: Kibir.

Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

2 yorum:

neval dedi ki...


Kendine güven lazım , bu da bence bireyin ruhundaki sevgi açlığının doyurulmasıyla başlıyor. Kendine güvenen insan zaten ruhundaki huzuru lisan-ı haliyle verir karşısındakine ,aurası farklıdır onun

Arzu Pınar Demirel dedi ki...

Evet, katiliyorum. Eger anne babalar bu bilincte degilse ve cocuklar kucuk yastan itibaren kendilerine guvensiz ilerliyorlarsa yasamda, sonradan guven kazanmak cok zor.Ancak imkansiz degil :)