Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Hayatınızı Değiştirecek Bir Kitap Mı Arıyorsunuz? İnsanın Anlam Arayışı - Viktor Frankl

Leave a Comment

Viktor Frankl Avusturyalı bir psikiyatrist. 2. Dünya Savaşı sırasında, Auschwitz de dahil olmak üzere, 4 toplama kampından sağ kurtulmayı başarıyor.Pes etmemesi ve hayata nasıl tutunduğunu ''İnsanın Anlam Arayışı'' kitabında paylaşıyor ve insanlığa logoterapiyi kazandırıyor. Logos anlam demek. Metodu, hayatındaki anlamı buldurarak, şifalandırmak anlamına geliyor.

Yaşadıklarını, o döneme dair izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar olsa da; tam olarak anlayabilmemiz çok zor. Herşeyinizin elinizden alınması, her an ölümle burun buruna köle gibi çalıştırılmanız, aşağılanmanız ve düşünebildiğiniz tek şeyin açlığınız olması. Banyo odalarına çırılçıplak sokulduğunuzda, birazdan duşlardan zehirli gazın mı yoksa suyun mu geleceğini bilmemeniz.

Frankl, bu koşullar karşısından insanın içinden geçtiği safhaları bir bilim adamının tarafsızlığıyla anlatıyor.Diğerlerinin ölümüne duyarsızlaşma, hayattan vazgeçilmesi, intihara yol açan düşünme biçimi ve şartlar ne olursa olsun, bir insanın iç bütünlüğü ve kendi davranışlarını seçme özgürlüğünü nasıl kaybetmediğini birer birer yazıyor. Ancak kitabına müthiş değer katan konu bana göre; tarihin o dönemine bizi tanık etmekten çok; yazdıklarını okurken, bu usta psikiyatrın bakış açısıyla kendi kendinizi şifalandırabilmeniz. Kitabı zaman ve mekanın ötesinde; bugünümüze ve insana birebir ulaşıyor.Sorunu doğru teşhis etmekle kalmıyor, çözümü de veriyor. Ben bunu birebir deneyimledim.

Bir başka deyişle, bizim içinde bulunduğumuz koşullar, asla toplama kamplarıyla karşılaştırılamayacak dahi olsa; umutsuzluk, içerleme, anlam bulamama gibi safhalardan geçiyor, belimizi kıracak olay ve kişilerle karşılaşabiliyoruz. Bundan dolayı uyuşturucu kullanımı her geçen gün artıyor, aileler bile birbirine yabancı.Daha çok para, daha fazla güç gibi kolaylıkla elimizden alınabilecek maddi ödüllerin peşinden koşarken; neyin gerçekten değerli olduğunu unutuyor, sevgiden uzaklaşıyoruz. Modern hayatımızda acıdan uzaklaştık belki ama, hayatlarımızın anlamlı olmasına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Viktor Frankl'e göre; kişinin yaşamda kendi anlamını bulması üç yolla mümkün:

- Bir eser yaratmak ya da bir iş yapmak.
- Bir şey yaşamak, bir insanla etkileşmek, sevmek.
- Kaçınılmaz acıya karşı bir tavır geliştirmek.Acıya neden olanı değil, acıya olan tavrını değiştirmek.

Kampın öldürücü koşullarına yenilmedi. Ailesini ve aşık olduğu genç eşini kaybetmekle baş edebildi. Nefret etmedi, intikam peşinde koşmadı. Anlam aradı, buldu ve bizimle paylaştı. Bundan sonrasında, kendi hayatlarımızla ilgili, koşullar ne olursa olsun, nasıl bir duruş sergileyeceğimiz, nasıl anlam yaratacağımız bize kalmış.

Viktor Frankl; tüm insanlık bir çiçek tarlasıysa; aramızdan açan en güzel çiçeklerden birisi olmalı.

Kitabından alıntılar:

"insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir.. ..sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor."

"insan, böylesine korkunç, ruhsal ve fiziksel stres koşulları altında bile, ruhsal özgürlüğünü ve zihinsel bağımsızlığını az da olsa koruyabilmektedir. toplama kamplarında yaşayan bizler, o kamptan bu kampa koşan, ellerindeki son ekmek kırıntılarını vererek başkalarını teselli etmeye çalışan insanları anımsayabiliriz. sayıları az olabilir, ama bu bile, bir insandan bir şeyin dışında her şeyin alınabileceğini yeterince gösterir: insan özgürlüklerinin  sonuncusu; yani, belli koşullar altında insanın kendi tutumunu belirlemesi, kendi yolunu seçmesi."

"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir."

"sigmund freud bir keresinde “birbirinden son derece farklı bir dizi insanı aynı şekilde açlığa terk edin. kaçınılmaz açlık dürtüsünün artışıyla birlikte, bütün bireysel farklılıklar bulanıklaşacak ve bunun yerine doyurulmamış bir güdünün tekbiçimli dışavurumu görülecektir,” demişti. şükürler olsun ki sigmund freud toplama kamplarını içeriden tanımaktan kurtuldu. onun hastaları, auschwitz'deki kuru tahtaların üzerine değil,  viktoryen kültürün pelüş tarzı sedirlerine uzanıyordu. toplama kamplarında “bireysel farklar bulanıklaşmıyordu,” tam tersine daha da farklılaşıyordu; orada insanların, hem domuzların hem de azizlerin maskeleri iniyordu."

ve kitabın son cümleleri:
"Auschwitz'den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz."
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: