Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

İletişim ve İletişememe Durumları

2 comments
Felsefede eleştirinin yazılı yapıldığını biliyor muydunuz? Sözler değil, yazıyla iletilen eleştiri ciddiye alınır. Eleştiri karşısındakini küçültmek, kötü hissettirmek için değil; örneğin bir eserin gerçek değerini kendi bakış açısından değerlendirme, kritik etme amacıyla yapılır. Ya gerçek hayatta eleştiri nasıl karşılanır? ''Ben senin iyiliğin için söylüyorum'' diyen herkese inanılır mı? Kimileri sadece eleştirip, durur. Yıllardır ağzından tek bir güzel söz çıkmamıştır, ancak herkesin iyiliğini istediklerine inanırlar.''Uyarayım da, kendini düzeltsin'' derler.Uyarının tonu, kalp kırmaması, utandırmaması, özgüveni zedelememesi önemlidir oysa.

Kimseler kırılmasın diye susanlar da vardır. Dışlanmaktan korkup, görünürde uyum gösterenler de. Bu tutum da, değer yaratabilecekleri durumlarda bile katkıda bulunmamalarına, varla yok arasında birisi olmalarına yol açar. Daha kötüsü bastıra bastıra, içlerindeki memuniyetsizlik öylesine büyür ki; gün gelir ya patlarlar, ya da depresyona girerler.Kimse onları dinlememiş, önemsememiş, anlamamıştır. Herkes taş kalplidir. Oysa düşündüklerini, varsa eleştirilerini hiç paylaşmamışlardır ki.

Çevremiz böyle insanlarla dolu. Bizler de kah eleştirici ebeveyn, kah korkmuş küçük çocuk halleri arasında gidip geliyoruz. Peki insan ilişkilerinde doğru olan ne? Kendimizi ifade ederken, hatta geri bildirim verir veya eleştirirken; karşımızdakini nasıl kırmayacağız? Görüş ayrılıklarını bile tatlı dille aktaracağız? Zorbalarla, kaba insanlarla; onlar bize saldırırken nasıl baş edebileceğiz?

Bir iletişimci olarak bu soruların cevabını çok aradım.Yazmanın beni çok rahatlattığını fark ettim. Bir derdim mi var, bir haykırışım, öfkem, içimde patlamaya hazır bir volkan; yazdım. Her zaman paylaşmadım yazdıklarımı, yırtıp attığım da oldu.Ancak kelimeler çıktıkça içimden, rahatladığımı fark ettim. Yazmanın tek faydası bununla da kalmadı.Konuşmak, özellikle de geri bildirim gibi zor konularla ilgili önemli pratik kazandırdı. Sonuçta söz uçar, yazı kalır. İnsanlar yüz yüze her şekilde konuşabilir; ancak kaçı söylediklerini birebir yazıya dökebilir? Ardında bıraktığı ayak izi, hiç de istediği gibi olmayabilir değil mi? Yazılı iletemediğinizi, söylemekse hem anlamsız, hem de korkak bir davranış değil mi?

Dürüstlüğün önemli olduğunu; kendi doğruna sahip çıkmanınsa büyük cesaret gerektirdiğini anladım. ''Giden gitsin'' dedim içimden ve dobra dobra konuşmaya başladım. Bunun size karşı yapılan kabalıkları azalttığını gözlemledim. Ancak dobralığın seviyesi önemli, hatta bir bilim adamınınki gibi, analitik bir dil gerektiriyor. Yanlışlıkları akılla-mantıkla ortaya döküp, bilgiyle desteklediğinizde; insanlar bırakın ikna olmayı, mahçup olmamak için, içi boş argumanlarını da bir kenara bırakmak zorunda kalıyorlar.Cehaletinin su yüzüne çıkması hiç de hoş bir durum olmuyor.

Kendinizi açık ve net ifade ederken; patavatsız ve duyarsız algılanmamanız için de nezaket gerekiyor. Bazen giriş-gelişme-sonuçla bu kadar zaman kaybetmesek, havadan sudan konuşmasak da direk saadete gelsek diye düşünürdüm. Ancak bunun Türkiye'de pek işlemediğini gördüm. Gerçekleri bilgiyle söylemek doğru olan, ancak insanları duvara çarpmış gibi hissetirmemek için beklenilen incelikle birlikte; zaman ayırarak, ilgi göstererek ve iyi niyetini belli ederek.

İyi bir iletişimci olmak için sadece bilgi yeterli değil, duygulara hakimiyet de çok önemli. Kızdığınız, hislerin yoğunluğundan gerçeklikten kopmaya başladığınız, hayallere kapıldığınız anda da; iletişimi yönetememeye başlıyorsunuz. İpleri başkasının elinde olan bir kukla gibi oluyorsunuz. Bu durumlar için de gözlem yöntemini seçtim. Kimler damarıma basıyor? Hala sıkı sıkı tutunduğum neler var? Beni neler öfkelendiriyor, küçük hissettiriyor? Bir olay olduğunda, karşılık vermek yerine not almaya başladım.''Demek ki buna bağımlılığım varmış. Buna alınıyormuşum meğer'' diyerek, kendimi gözlemledim.

İletişim eğitimlerinde genelde teknik bilgiler üzerinde durulur. Teknik bilgilerle kastım beden dili, sunum, anlatım becerileri vb. Oysa ilk ders ''gözlem'' olmalı. Dışarıdaki insanları objektif olarak izleme ve dinlemeyle, kendini gözlem. Bu duygu yönetimiyle birlikte saygı uyandıran, dinlenilen birisinin ortama hakimiyeti ve dikkat becerisini de kazandırır. Bunu başaramadan; ses tonunun etkileyici olması, NLP teknikleriyle ikna etmeyi öğrenmek gibi konular yeterli olmaz; iletişememeye devam edilir.

Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

2 yorum:

Benden Bizden dedi ki...

Çok çok güzel özetlemişsiniz, bence bu konuda daha fazla yazmalısınız. İletişim çok temel bir konu ve dediğiniz gibi teknik öğrenmek işin ileri seviyesi. Bence sizin gibi farkındalığı yüksek biriyle çalışmak çok keyifli ve öğretici olur :)

Arzu Pınar dedi ki...

Çok teşekkür ederim. Mesleğim de aynı zamanda. Daha fazla yazma önerinize katılıyorum :))