Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Aklı Kullanma Kılavuzu - Birinci Bölüm

2 comments
Beyin öyle bir organ ki, sırları hala çözülemedi. %75'inin sudan oluştuğunu, yaklaşık 100 milyar nöronu olduğunu, küçük veya büyük oluşunun zekayla bir alakası olmadığını biliyoruz. Öyle ki ölümünden sonra araştırılan Einstein'ın beyninin biçiminde gözle görülür bir fark dikkat çekmemiş. Ortalama beyinlerle aynı ağırlıktaymış 160 IQ'lü, bilim adamının beyni. Tek bulunan bulgu, parietal bölümünün genişliği ve nöronlarının birbirleriyle daha çok bağlantıda olduğuymuş.

Dolayısıyla zekayla nöronların birebir alakası var. Nöronların birbirleriyle bağlantıya geçmesini ve çoğalmasını sağlamaksa mümkün.Yeni şeyler öğrenmek, her gün işe giderken kullandığımız yol yerine; diğer yolları denemek, yeni çevrelere girmek, yeni deneyimleri hayatımıza katmak nöronları ateşliyor.

Ancak bu yazının konusu nasıl daha zeki olacağımız hakkında değil. Kapasitemiz kapsamında aklımızı nasıl daha verimli kullanabiliriz? Başkalarının veya duygularımızın etkisinde kalmadan, durumu doğru analiz ederek, akıllıca nasıl karar alabiliriz? Eskiden sadece konunun uzmanları, psikologlar, nörolog ve doktorlar tarafından bilinen çeşitli konular, anlayabileceğimiz bir dille, sadeleştirilerek artık bizlere de ulaşıyor. Halo efekten, Stockholm sendromuna beynimizin bize oynayabileceği oyunlara, alt ve üst benliğe, kitle psikolojisine çok uzak değiliz. Yine de düşüncelerimizin kaynağının kendimiz olduğuna eminiz. Kimse bizim beynimize giremez, öyle kolay kolay da manipule edilmeyiz. Reklam endüstrisi ne kadar profesyonelleşmiş olursa olsun!

Aklınızı kullanma biçiminiz karşısında şapka çıkarıyorum. Ben kendimden tam emin olamıyorum. Ondan dolayı katıldığım eğitimleri derleyerek, özet bir kılavuz oluşturmak istedim. Aklımı nasıl daha iyi kullanır ve doğru karar verebilirim?

1. Bölüm: Mevcut durumu doğru değerlendirmek

Katıldığım eğitimlerden en çok faydasını gördüklerimi aşağıda paylaşıyorum. Sırasıyla dili net ve gerçeklere dayanarak kullanmak, ilişki biçimlerini doğru analiz etmek, mantık dışı görünen gerçekleri göz önünde bulundurmak ve felsefi birikimden faydalanabiliriz.

- Landmark Forum: New York'ta bir kaç hafta sonum Landmark Forumlar'da geçti. Türkiye'de de
düzenlenmeye başlayacak bildiğim kadarıyla. Landmark, Werner Erhard'ın 1970'lerde başlattığı bir eğitim şirketi olan EST'in devamı. Ara ara insan beynini etkilemekle ilgili ciddi eleştirilerle karşı karşıya kalsalar da; hayatımı kalıcı bir şekilde değiştirdiği kesin.

Landmark'da; kullandığımız dil, kör noktalarımız, hikayelerimiz ve geçmişi geride bırakmak üzerinde çok duruluyor. Özetle hayata yeni, beyaz bir sayfa açtırılıyor. Yaşadığımız her şeyi kendi perspektifimizden algılıyoruz. Bu da bizi geçmişimize hapseden bir döngüye yol açıyor.
Çok küçük bir değişiklikle bile, yeni olasılıkları hayatımıza çekmemiz mümkün.

Şu iki soruyu kendimize her koşulda sorabiliriz:

                      - Bu senin hikayen mi?
                      - Gerçek mi?

Hikayeye örnek olarak: ''Teyzem de beni hiç sevmez. Bir de huysuz ki, ayyy. Şimdi yine telefonda konuşmak zorunda kalacağız, bütün günümü mahfedecek.''

Gerçek: ''Teyzem beni telefonla arıyor.''

Başka bir örnek: ''Benim ilişkilerim hiç yürümez. Hep sorunlu insanları çekiyorum.''

Gerçek: ''Erkek arkadaşımdan ayrıldım.''

İlişkilerde şansız veya başarısız olduğumuza inandığımız anda; artık bu inancı hayata geçirmeye başlıyoruz. Oysa bir kaç ilişkinin bitmiş olması; gelecekte iyi bir ilişki yaşanmayacağı anlamına gelmiyor. Düşüncelerimizle ve sözlerimizle beynimizi de programlıyoruz; başka bir ifadeyle ''Abracadabra'' yapıyoruz. Sihirbazların Abracadabra'sının anlamı; ''sözlerimle yaratıyorum'' demektir.

Hayatımız  üzerindeki etkisinden dolayı ''hikaye mi, gerçek mi'' konusu çok önemli. Kararlarımızı geçmiş, özellikle de yaşadıklarımızdan dolayı çıkarımlarımıza dayanarak veremeyiz. Üst düzey yöneticilerin konuşmalarını yakından takip ediyorum. Çok net ve gerçeklere dayanarak konuştuklarını gözlemliyorum. Konuşma biçimimiz, kariyerimizde  ne kadar yükseleceğimizi bile etkiliyor. Yüksekler berrak bir görüş açısı gerektiriyor; hikayelere de, olumsuz beklentilere de, özellikle de geçmişin küllerine geçit vermiyor.

Landmark liderleri ve Werner Erhard'ın bazı videolarını paylaşıyorum:

Kör Noktalar                                                    David Cunningham - Bilinç Sıçraması
                     
Werner Erhard; Otantik Olmak                      Hikaye - Gerçek


- Transaksiyonel Analiz (TA): Avrupa Mentorluk ve Koçluk Derneği'nin düzenlediği TA Eğitimi'nin işim dışında, gündelik hayatıma da faydası dokunuyor. Nerede insanlar arasında henüz güven ve bağ oluşmamış; havadan sudan konuşuluyor; hemen anlıyorsunuz. Eric Berne tarafından geliştirilen bu kuramın başlangıç noktası ''Ben ok'yim, Sen de ok'sin''. Bu ''haklıyım-haksızsın'' atışmalarının dışına çıkarıyor insanı ve daha objektif olabiliyorsunuz. İnsanların davranışları arasında pek çok farklılık vardır.Ancak herkes özünde değerlidir, eşittir ve saygı görmeye layıktır anlayışına dayanıyor. Davranışları ve iletişim stillerini gözlemleyerek ebeveyn, yetişkin ve çocuk ego durumlarını değerlendirebiliyorsunuz. Örneğin çocuk benlik durumu sorumluluk üstlenmiyor, mızmızlanıyor veya oyun istiyor. Ebeveyn ise daha çok kural koyucu, sert ve otoriter. Yetişkin akılcı ve rasyonel tavırlarıyla toplumun beklentisini karşılasa da; aslında hepsine zaman zaman ihtiyaç duyuluyor. Çocukla eğlenceli, ebeveynle koruyucu da olabiliyoruz. Ancak örneğin ebeveyn eleştirici olup, dozajı da kaçırdığında sorunlar başlıyor. Terapiye girişmeden; iletişim sorunlarını ''o bunu dedi, öteki de böyle yaptının'' ötesinde değerlendirmek için bir metod arıyor ve bilgi edinmek istiyorsanız; TA eğitimini veya kitaplarını önerebilirim.


- Akıldışının Mantığı: Salt mantıkla doğru kararlar alabilir miyiz? Cevabı dolandırmadan vereyim: Hayır, alamıyoruz. Burada sezgisel bilişin kapısını da yavaş yavaş aralıyoruz. Ancak sezgilere geçmeden önce iktisat ve istatistiğe; yani beynin sol tarafındaki yolculuğumuza biraz daha devam.

Davranışsal iktisatçı Dan Ariely pek çoğumuzun doğru sandığı çeşitli konuların aslında öyle olmadığını araştırmalarıyla kanıtlıyor. Örneğin bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Kısa bir çay molası gibi küçük ödüllerin motivasyonunuza iyi geleceğini mi düşünüyorsunuz? Hayır, canınızı sıkan işi bir an önce bitirin, çünkü ara verdikten sonra alışmak daha zor oluyor. Bunun gibi hayatın içinden basit gerçekleri istatistiki sonuçlarla gözümüzün önüne seriyor. Başka bir örnek de satış  priminin çok yüksek oranda artırıldığı bir şirketten. Sonuçlar beklenildiği gibi olmuyor.Çünkü yükselen primle birlikte stres de artıyor ve bu da beklenenin aksine satışlara olumlu yansımıyor. Karar almadan önce öngörülebilir miydi? Evet.

Coursera'da, Duke Üniversitesi'nin, Dan Ariely tarafından, Internet üzerinden verilen bir eğitim programına katılmıştım. Eğer sertifika almak istemiyorsanız, Coursera eğitimlerine ücretsiz olarak da katılabiliyorsunuz. Dan Airely'nin kitapları da Türkçeye de çevrildi. Bilgi yağıyor; kaçırmayın derim.

Linkler: Coursera                 TED Konuşması ''Kararlarımızı Kendi Kontrolümüzde mi Alıyoruz?''

Kitabından kısa bir animasyon                          Deneyler                             Temel Motivasyonlar

- Felsefe:  Mevcut durum değerlendirmesine dille başladım. Dili her türlü yönlendirmeden ve hikayelerden arındırarak kullanmak ve geçmiş tecrübelerin bakış açımızı daraltmasına izin vermememek önemli. Saygıyla devam ettim. Her çocuk mükemmel doğuyor, ancak zamanla kazandıkları çeşitli davranış kalıplarıyla otantikliklerinden uzaklaşabiliyor, hatta çok sinir bozucu bile olabiliyorlar. Ancak sadece insan olmaları bile saygıyı hak ediyor. Dolayısıyla çıkış noktası  ''ben ok'yim, sen de ok'sin.'' Mantık da bir yere kadar. Aklımız bile bizi yanıltabiliyor. Doğru bildiklerimiz bilimle, istatistiki sonuçlarla tam tersi çıkabiliyor. Ancak okuyarak, araştırarak, yeni bilgilere açık olarak elimizi güçlendirebiliyoruz. Bu aslında daha zeki olmamıza da yardımcı oluyor. Yeni bilgi demek, beynimizdeki nöronların daha fazla aktive olması demek. Özetle bu işin kısa yolu yok. Okuyacağız, araştıracağız, alışık olduğumuz, konfor alanımızın dışına çıkacağız. Bu süreçte yolumuz felsefeyle da çakışırsa ne ala. Ben şanslılardandım. Başlarda uyanık kalmakta ve dikkatimi odaklamakta çok zorlanmama,  rağmen 8 yıldır Anadolu Aydınlanma Vakfı'ndan Metin Bobaroğlu'nun felsefe seminerlerine ve konuşmalarına devam ediyorum. Aklı güçlendirdiği kesin, ayrıca müthiş bir bilgi birikimi. Düşüncenin gelişimine, insanın yolculuğuna tanık ediyor sizi. Eski çağlarda kadınların eğitim alması bile yasaktı. Bilgiye ulaşım belirli zümrelere layık görülürdü. El yazmalarıyla, sohbetlerle aktarılırdı kültür. Nice insanlar o bilgileri korumak uğruna canlarını verdiler. Şimdi Internet'e girmemiz yeterli. Bazen en çok aradığınız cevap, binlerce yıl öncesinden gelebiliyor. Sokrates'ten Platon'a; Herakleitos'tan Hegel'e dünyanın en büyük beyinleri, imdadınıza yetişebiliyor. Hala okumam, etmem diyen varsa da; kendi seçimidir. Aklı verimli kullanmak için felsefe de şart değil; sadece yararlı bir yöntem ve zor olduğu da kesin. Ondan dolayı herkese hitap etmeyebilir. İnsanı, kendimizi anlamamıza; ağzımızdan çıkan sözün anlamı üstünde durmamıza, ezbere yaşamamamıza, hayatımızın nesnesi değil, öznesi olmamıza yardımcı oluyor.

Tüm bunlar anlayışımız ve değerlendirme kabiliyetimizin artması için. Kararlarımızı kimsenin etkisi altında kalmadan verelim. Kendi aklımızı kullanabilelim diye. Yoksa çok kolay başkaları tarafından kullanılıyor; farkında bile olmuyoruz.


Metin Bobaroğlu'nun bazı makalelerinin linkleri:

Felsefe

Felsefe Taşı:Kaybolan Kelime

Değerler Sorunu           

Kültür ve Uygarlık

Aklın Üretilmesi

Çelişki İlişkidir  





Aklı Kullanma Kılavuzumuzun ikinci bölümün konusu kritik düşünme olacak. Hipotezden, neden-sonuç ilişkilerine çeşitli açılardan ele alacağım.Bu arada 22 Temmuz Dünya Beyin Günümüz kutlu olsun.

Görüşmek üzere...
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

2 yorum:

Benden Bizden dedi ki...

Müthiş faydalı, çok derli toplu bir kaynakça olmuş, ellerine sağlık Arzu!

Headline dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.