Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Çalışma

4 comments

Byron Katie'nin youtube daki kayıtlarını izledim dün gece. Çalışma ismini verdiği dört sorudan oluşan bir sistem geliştirmiş Byron Katie. Uygulaması kolay, her durum için geçerli, yüzde yüz sonuç veriyor. Gerçek bir zeka ürünü. Şu soruyla başlıyorsunuz:

1-Bu gerçekten doğru mu?
Örneğin sevgilim bana değer vermiyor. Son zamanlarda iyice emin olmaya başladım. Bir benim yaptıklarıma bak, bir de onun.

2-Bunun doğru olduğunu hakikaten bilebilir miyim?
Onun düşüncelerini okuyabilir miyim? Yargımı kanıtlayacak onlarca olay geliyor gözümün önüne, ancak acaba ben onları seçip ayıkladığım için başka şeyleri göremiyor olabilir miyim? Yok canım ben hep haklıyımdır.

3-Bunu düşündüğüm zaman nasıl bir reaksiyon gösteriyorum?
Üzüntü, kırgınlık, öfke.Ona çok kızıyorum ama bırakıp gidemiyorum.Ona delicesine bağlıyım, bağımlılık gibi.

4-Bu düşünce olmazsa ben kim olurdum?
Hafiflemiş, daha mutlu biri.Gerçi bilemiyorum, uzun zamandır benim bir parçam sanki. Taahhül bile edemiyorum.

Ben hikayemle, hikayelerimle varım.

Işte işin özeti. Hikayeler uyduruyoruz. Onlara bağlanıyoruz. Bir parçamız oluyorlar. Nereye gidersek gidelim, kime bakarsak bakalım gerçeği filtreliyor ve bize öyle ulaştırıyor.Her yeri o bildiğimiz, tanıdık oda haline getirdiği için rahat hissettiriyor belki de. Diğer türlü herşeye yepyeni gözlerle bakmak, yeni deneyimler edinmek, güvenceden uzak, sürekli bir keşif ve macera duygusuyla yaşamak.Kulağa hiç te fena gelmiyor aslında.

Bu yüzden yaşam cesurların işi. Diğerleri hikayeleriyle mutlular. Ne kadar 'mutsuzum, sevgilim bana değer vermiyor' deseler de aslında istedikleri bu. Ahmet, olur Mehmet olur, fark etmez. Yazdıkları hikaye bu aslında. Şimdi altyazısını geçelim, gerçeklere gelelim.

'' Ben sevgilime değer vermiyorum. Mutlu olup olmamasının en ufak bir önemi yok benim için. Benimle ilgilensin, hayatındaki herşeyin önünde ben olayım, gerekirse hepsinden vazgeçsin eğer ben istersem.Ben ben ben ben...

Ben asıl kendime değer vermiyorum. O yüzden hissettiğim bu boşluk.O doldurmalı bunu.Sevgi? Bilmiyorum, istediklerimi karşıladığı sürece var hayatımda.O zaman sevgi mi bu?Ben sevgiye laik miyim?Değerli değilim ki.''

Tüm sorunlar için geçerli bu. Önce yazın sizi sinir eden kişinin tüm özelliklerini. Sonra sorun ''bu gerçekten doğru mu'' diye.Sonra tersine çevirin ve iç dünyanıza yolculuk yapın. Sadece siz ve siz varsınız. Sadece kendinizi görüyorsunuz. O size sizin bastırdığınız herşeyi yansıtıyor.O yüzden bu kadar öfkelendiriyor sizi.

Ancak üstünü örtmek te nereye kadar? Yok saymak, farkına varmamakta direnmek. Bir yerde, bir zaman ortaya çıkacak, hayatımızı karartacak. Kaçış yok, şimdi çalışma zamanı.

O yüzden hep aklımızda olsun. "Bu doğru mu? Bu gerçekten doğru mu?'' Hikayelerimizin esiri olmamak için.





Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

4 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Arzucum, ne kadar basit ve dogru bir yolla anlatilmiş...Çok sevdim..
Sorular bizi an'dan kopariyor. Sordugumuz her soru, yeni yargılar ve yeni duyguların oluşmasını sağlıyor.Mutlak dogru yok, o yuzden yaşanan herşeyi yorumsuz birakabilmek gerek belki de... Bir de yazındaki "ben,ben.." kismi dikkatimi cekti..Hicbirimiz birsey değiliz aslında, "ben" diyerek vurguladığımız şeyin altına bakmak gerek sanki biraz da...

sevgiler...

Arzu dedi ki...

ben dedigimizin varligini sorgulamak gerek. hikayelerle olusturdugumuz sanal bir varlik. aslinda biraksak, aynen dedigin gibi sormayi, kurcalamayi hayat nehir gibi akip gidecek.

Adsız dedi ki...

Ahaa, its fastidious dialogue on the topic of this article here at this weblog, I have read
all that, so now me also commenting here.

my web blog :: The risks involved in gynecomastiasurgery

Adsız dedi ki...

Excellent post. I used to be checking continuously this blog and
I am inspired! Very useful info specifically
the last section :) I care for such information much.
I used to be looking for this certain info for a very long time.
Thanks and best of luck.

Visit my weblog :: chestfatburner.com