Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

İtibar Gelecektir

Leave a Comment

İç Denetim Kongresi'nin bu yılki konusu itibardı. Bir iletişimci olarak, itibar kısmının hemen dikkatimi çektiğini belirtmeliyim.İç denetimcilerin itibarın değerinden de öte, yönetiminde denetimin rolünün farkına varmaları ise hayranlığımı uyandırdı. Sonuçta ülkemizde iletişim, özellikle de PR yönetimi hala medyada çıkan haberlere endekslenmişken; itibar, risk ve denetimi aynı potada görebilmek yenilikçi bir yaklaşım. Amerika, hatta Avrupa için değil, çünkü  Enron ve Arthur Anderson vakalarıyla 2000'lerin başında yüzleştiler. Kısa bir hatırlatma için; Enron 2000'de yılın en başarılı şirketi olarak gösterilirken; 2001'de ABD'nin dünya çapındaki en büyük 7. şirketi konumundayken, iflasını açıkladı. Arthur Anderson tarafından denetlenmekte olan Enron'un bilançosunu makyajladığı ve diğer muhasebe skandalları ortaya çıktığında, YK Başkan Yardımcısı intihar etmişti. (Daha detaylı bilgi için tıklayabilirsiniz. ) Enron ve Arthur Anderson şirketlerinin itibarlarının yerle bir oluşuyla, itibarın hem maddi, hem de güvene dayalı manevi değerininin kapsamı ilk kez, net olarak ortaya konuldu.

İtibarla ilgilenmekten öte, bu alanda mesleki olarak uzmanlaşanlar; yönetiminin profesyonellik gerektirdiğini, algının doğru bir stratejiye dayanan, planlı ve sürekli çalışmalar sonucunda oluşturulabileceğini, ilişki yönetiminin hassaslığını iyi bilirler. Denetim, itibar yönetiminin merkezinde olmalıdır. Çünkü krizler itibarı sarsabilir, hatta Enron'daki gibi geri dönülemez bir noktaya getirebilir. Kriz gerçekleştiği anda değil, öncesinde yönetilmeye başlanır.En etkili kriz yönetimi de krizin sinyallerini alabilecek, doğru denetim sistemini kurarak mümkün olur. Biz iletişimciler de, kriz iletişim süreci, Sözcü ve mesajlar konularında hazırlığa destek veririz. Daha önce çalıştığım şirketlerde kriz iletişiminde deneyimlerim oldu.Ancak İç Denetimcilerle bir araya gelerek, krizlerin ortaya çıkmasını engelleyecek bir hazırlık programında bulunmamıştık. Bana göre İç Denetimciler, ağırlıklı olarak mali işler ve finans kökenli, direk olarak CEO veya YK Başkanı'na bağlı, yetkili kişilerdi. Sonuçta sizi denetlediklerinden dolayı, etik dışına hiç çıkmasanız bile, aranızı bozmak istemeyeceğiniz, ancak mümkün olduğunca da uzak durduğunuz, sessiz güçlerdi. Ancak TİDE'nin düzenlediği kongreye katıldığımda, onların da denetimin itibarından, etik değerlerin şirket içinde temsilcileri olmaktan bahsettiklerini gördüğümde, Kurumsal İletişim Bölümleri'yle nasıl yakın çalışabileceklerini, iletişim danışmanlarından destek alabileceklerini anladım.

Önde gelen bankaların Denetim Başkanlarının katıldığı oturum, denetimle ilgili, şirket çalışanlarında algı değişimine ihtiyaç olduğunu; uzak durulan değil, iş birliği yapılan, itibarla, değerlerin koruyucuları olarak görülmeleri yönünde iletişim çalışmasına ihtiyaç duyduklarını düşündürdü. Zorlu zamanlarda itibar risklerinin yönetimini anlatan Prof. Jean Paul Louisot'un sunumu bir ders niteliğindeydi. Sunumunda paylaştığı bazı bilgiler şu linkteki yazısında yer alıyor. Tarihten verdiği örneklerle, bizleri gündelik hayatın sınırlarının dışına çıkaran ve zekayla buluşturan Sunay Akın, ''itibar bilgiyi yönetenlerindir'' dedi. Türkiye'nin Guy Kawasakisi olarak gördüğüm Serdar
Kuzuloğlu da sosyal medyadaki gelişmelerden bahsetti. Giyilebilir teknolojilerle hayatımız yakında geri dönülemeyecek bir şekilde değişecek.Dünyaya Instagram'da görmek istediğimiz renklerle bakabilecek, ölümümüzden sonra dijital işlerimizi yönetmesi, sosyal medyada yayınlanmasını istediğimiz mesajlarla ilgilenmesi için danışman şirketlerle anlaşabileceğiz. Sanki ''online'' olmadıkça, yaşamayacağız. Çektiğimiz fotoğraflarla varız, ''like'' edildiğimiz kadarıyla itibarlıyız. Teknoloji hayatımızı inanılmaz bir hızda değiştiriyor, her birimizi fazlasıyla ''görülür'' kılıyor ve itibarı yönetmeyi zorlaştırıyor. Düşüncesizce gönderilen tek bir mesaj, toplumsal duruşumuza ters düşen bir fotoğrafın hem ismimizi, hem de çalıştığımız kurumu olumsuz etkileyebileceğini bilmek stres yaratıyor. Sonuçta ismimizden değerli neyimiz olabilir değil mi? İş, para, sosyal durum; neyi kaybedersek kaybedelim, her zaman yeniden başlayabiliriz. İsmimiz ve bize duyulan güveni kaybedersek? İtibar bundan dolayı çok değerli. Bundan dolayı geleceğimiz.

Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: